Yankı Yazgan: Hayat krizlerden daha uzun sürer. Krizi bir hayat tarzına dönüştürüp dönüştürmemek ise, bizim elimizde (Nisan 2009) 
 
 

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör, Yale Child Study Center’da öğretim görevlisi olarak akademik çalışmalarını sürdüren, çocuk/genç ve erişkin psikiyatrisi alanında uzman hekim Yankı Yazgan,  yıllardır  çok sayıda gazete ve dergide, ekonomik hayata psikoloji ve beyin bilimleri açısından bakış, gündelik ilişkilerdeki davranışlarımızın farketmediğimiz doğal kuralları ve beynimizin işleyişi temalarıyla yazmaya devam ediyor.
 
 
 
Asaf Savaş Akat’ın deyişiyle, on parmağına yirmi marifet sığdırmayı beceren bir tıp doktorusunuz. Seminerler, kitaplar, gazete ve dergilerde yazılarınız ve çizilerinizle birçok kişiye ulaşıyorsunuz. Ayrıca çok sevilen ve başarılı bir doktorsunuz. Çalışmalarınızda sizi besleyen ve motive eden sırları bizimle paylaşır mısınız?

Asaf hoca beni sevdiğinden biraz abartmış. Yine de yaşamaya hevesli, iştahlı, meraklı birisi olduğumu kabul edebilirim; bu hevesin kaçmaması için sürekli yeni yollar icad ettiğimi de ekleyebilirim. Hevesle yaptığım için de, sıkılmıyorum. Bu aslında bir çok kişi için bir sır olmasa gerek…
 
Hayatına bilinçli olarak yön vermek isteyenlere yönelik olarak kaleme aldığınız en son kitaplarınız "Kalp Çarpar Beyin Böler"  ve "Kalbinle Düşün Aklınla Hisset"  çok beğenildi. Kendisini, aklını ve duygularını daha iyi anlamak  isteyen ve bu doğrultuda hayatla ilgili önemli kararlar alacak kişilerin atması gereken ilk adım nedir? Yani sağlıklı kararlar için özetle nereden başlamak gerekir?

Sorunuzda "hayatına bilinçli olarak yön vermeyi isteme" saptamasının yazma tarzımı çok doğru tanımladığını düşünüyorum. Diğer yandan, bunun "imkansızı istemek" olduğunu da unutmayalım. Hayatımıza sahiden bir yön verebilir miyiz ? Bu mümkün mü ? Yoksa, hayatımızın gittiği yönü görüp ona göre pozisyon aldığımızda, hayatımızı yönlendirdiğimizi mi düşünüyoruz ? Ben de cevapları tam bilmiyorum. Ama bu bilinmezliği kabullenip, bilinmezliği umut ile doldurduğumuz ölçüde hayatın farkına varabildiğimizi hep birlikte görebiliyoruz. Hayatı bilinçle yaşamaktan bu farkına varma çabasını anlıyorum. Bilimin bulgularının bir kılavuzluk yapmak için çok işe yarayacağına inanırım; ama her şeyi açıklamaya, bütün belirsizlikleri ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Hayatı yönlendirmekten vazgeçtiğimiz anda, hayat bir bakıma daha fazla kontrolumuz altına girebilir.

İş ve toplum/aile hayatına dönük olarak ülkemizin dört bir yanında verdiğiniz seminerlerde bu konuların topluma dönük ele alınmasına katkıda bulunuyorsunuz. Bu doğrultuda Türkiye’de nelerin değişmesine katkıda bulunmayı umuyorsunuz? Ulaşmak istediğiniz hedefiniz var mı, bu yoğun tempoyu ne kadar sürdürmeyi planlıyorsunuz?

Bu çalışmaların önemli bir katkısı da bana... İşimi gücümü yapmamın ötesinde bir katkı ve kazanç var.  İş ve toplum / aile hayatına dönük seminer ve konferanslar bana alıştığım, bildiğim koşulları temsil eden bilimsel ya da klinik ortamların dışına çıkma olanağı sağlıyor. Bu yolla toplumun değişik kesimleriyle entellektüel bir alışverişte bulunuyor, başka türlü belki yollarım kesişmeyecek insanları tanıyor, tanışıyorum. Kısacası, ezberimi bozmam mümkün oluyor. Cevabını arayan yeni sorularla kliniğime, araştırma ortamıma dönüyorum. Ben bu heves ve merak içinde olduğumda, düşünme ve değerlendirme, yenilikçi ve analitik yaklaşım geliştirebilme, duygularının ve düşüncelerinin farkına varabilme, zor durumlarda karar verebilme gibi alanlarda kendisine bir şeyler katmak isteyenlere katkıda bulunmam kolay oluyor.

İş- özel hayat dengesini kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? (Evetse bunu nasıl başarıyorsunuz?)

Galiba kurabiliyorum. İş olsun, özel hayat olsun, insanlardan ibaret...
Heves ettiğim çok şey var; ama yaşım ilerledikçe vazgeçtiklerimin çok olmasından yüksünmüyorum. Bir şey kaçıyor duygusu içinde oldukça, eksiklere odaklandıkça, hayatımı fazladan ayrıntılara boğdukça, hayatımdan memnuniyetsizliğim artar. Özel hayat iş hayatı ayrımı benim için çok net değil, bu iki alan bir anlamda iç içe. İş’i para kazandığım ve buna bağlı sorumluluklar taşıdığım yer olarak görebilir miyiz? Öyle diyelim. İş hayatını da bu alanda kurduğumuz ilişkiler olarak görebiliriz. İşimizi yapmak için değil sadece, işimizi yaparken kurduğumuz ilişkiler de, "iş" hayatı sayılabilir. Benim iş hayatımdaki insanlar, hastalarım ve aileleri, asistanlarım, öğrencilerim, çalışma arkadaşlarımdan, son zamanlarda okurlarımdan ve dinleyicilerimden oluşuyor. Onlarla yakın ve sahici bir ilişki içinde olabildiğim ölçüde, özel hayatım ile iş hayatım arasındaki çizgi anlamsızlaşıyor. Birbirini besleyen iki "hayat" oluyor. Benim "iş-özel" dengem böyle oluşuyor.

İş hayatına yeni atılan gençlere tavsiyeleriniz?

Beklemek, sabretmek, gerekeni yapmak ama acele etmemek... Makarnanın pişmesi için bir tencere su kaynattığınızı düşünün. Su kaynama noktasına yaklaşana kadar, elinizi içine sokmadığınız sürece, kaynama noktasına yakın olduğunu pek belli etmez. Tam siz vazgeçmek üzereyken, suyun fokurtusunu duyabilirsiniz.

Bu soruyla bugünlerde çok karşılaştığınıza eminiz ancak biz de sormadan edemedik: Ruh sağlığı için kriz reçetenizi okuyucalarımıza  kısaca iletir misiniz?

Hayat krizlerden daha uzun sürer. Krizi bir hayat tarzına dönüştürüp dönüştürmemek ise, bizim elimizde.

İzmir’de doğup büyümüş biri olarak İstanbul ‘da yaşamaktan memnun musunuz?

İzmir’den sonra yaşanabilecek en güzel yerdeyim. İzmir’in rahatı burada yok tabii; ama bende "rahat batması" sendromu var, belki dışarıdan bakınca da anlaşılabilir.

Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?

Yaz tatillerimi kuzey Ege’de çakıllı ve boş bir sahilde sırtüstü yatarak, eşime laf atarak, çocuklarımın şamatasını dinleyerek geçiriyorum. Kış ve bahar aylarında, genellikle konferanslar için seyahat ediyorum. Bilimsel bir kongrede konuşma yapmak üzere Floransa’ya gittim Nisan içinde. Ne olsun, yedim içtim, bir kaç arkadaşımla buluştum. Tabii ki, konuşmamı da yaptım :)

Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?

İnsanların birbirine derdini daha iyi anlatmasını, birbirini daha iyi anlamasını sağlayan her icat bana önemli geliyor. İletişim ve ulaşım araçlarının hayatımız üzerindeki hızlandırıcı etkisini olumlu ve olumsuz yönlerde bazen abartıyoruz belki, ama bu etkiyi azımsamak daha büyük bir hata olur.
 
“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?

İcat edilmiş olmasını istediğim çok şey var. Ama icatların hayatı kolaylaştırmaktan ziyade, anlamını arttırmak gibi bir etkisi olmasını da beklerim. Yazının neredeyse 6000 bin yıl once icadında olduğu gibi… Bir kolaylaştırıcı etki var tabii ki, ama ifadeyi kolaylaştıran yazı, yazılacak şeylerin sonsuza dek çoğalmasına da yol açarak bir zorlaştırıyor da aynı zamanda.  Bir çok şeyin kolay olmasının değer ve anlam üzerine etkisine yazılarımda sıkça değiniyorum. Ama çamaşır makinesi ya da uzaktan kumandaya karşı değilim elbett :)

Eklemek istedikleriniz?

Teşekkür ederim. okurlarınıza insaf edelim, bu kadar yeter :)
 
Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz...

 

Yankı Yazgan blog adres: www.yankiyazgan.com

Simternet