Volkan Akı: Aslında bilişim dediğimiz zaman tüm Türkiye ekonomisinden bahsediyoruz (Mayıs 2010) 
 
 

Yirmi yılı aşkın süredir  ekonomi basınının içindesiniz. Bu birikimin Türkiye’de yeterince değerlendirdiğini  düşünüyor musunuz?

Aslında Türkiye’de genel olarak insan kaynağını yeterince değerlendirememe durumu var ve bunun hem tecrübe sahibi hem potansiyeli olan pek çok insan için geçerli olduğunu düşünüyorum.  Türkiye’deki çalışma yapıları maalesef  tecrübeden  yararlanma fırsatlarını her zaman yaratmıyor. Bir çok sektörde farklı alanlarda buna rastlıyoruz.  O zaman ne oluyor, aslında pek çok değerli insan kendi konularından çok farklı işlerle  uğraşıyorlar.  Onlar kendi potansiyellerini mutlaka kendileri için değerlendiriyorlar.  Genel olarak pek çok sektöre baktığımızda vasat düzeyde çalışmalar olduğunu ve olan başarıların da yıpratıldığını, hemen eleştirildiğini görüyoruz. Bu sadece medya sektöründe değil pek çok sektörde bu şekilde gelişiyor. Böylece kişiler, potansiyellerini değerlendirmek için farklı alanlar farklı sektörler bulabiliyor ve o tarafa doğru yöneliyorlar. Bence bu  Türkiye’nin genel bir sorunu. Türkiye bugün  beyin göçünü tersine çevirmekten söz ediyor. Özellikle bunu bilişim alanında çok görüyoruz.  Aslında bu kişilerin geri çağrılması için pek çok fırsatın yaratılabileceği sürekli  konuşuluyor, hatta kamu  düzeyinde de bu konuşuluyor ama beyin göçüyle gidenleri geri çağıracak bir  potansiyel yaratmanız lazım ki onların kendisi bunu görüp Türkiye’ye gelsinler. Onlara fırsatlar yaratamıyoruz,  onlardan en iyi şekilde verim alacak ortamlar yaratamıyoruz...Bunun hayata geçirilmesi lazım ama  bırakın yurtdışından gelecekleri,  içerideki beyinlerimizi  ve tecrübelerimizi yeterince değerlendiremiyoruz ki... 

20 yılı aşan iş hayatınızda radyoculuktan dergiciliğe, gazetecilikten TV programcılığına kadar geniş bir yelpazede emek vermişsiniz.  Bu 20 yılı bize özetler misiniz?

Gerçekten 20 yılı aşan sektör tecrübeme bakarsak, medya tarafındaki yelpazede  yapmadığım iş yok diyebiliriz.  Ekonomi gazeteciliğine aslında artık çok da fazla hatırlanmayan Karacan Yayınları bünyesinde çıkan Türkiye’nin ilk aylık ekonomi dergisi “K”ile yazılan, Kapital  dergisiyle  başladım. Bugünkü adıyla İstanbul İletişim Fakültesi  (benim girdiğim yıllarda Basım Yayın Yüksek Okuluydu), 2. sınıftayken  burada çalışmaya başladım. Her zaman Ekonomi gazeteciliğinin ekonomi uzmanlığından farklı bir şey olduğunu düşünmüşümdür. Özünde aslında bu iş ekonomi de yazsanız sonunda gazetecilik işidir. Bu dergi kapandıktan sonra bir yıl kadar bir ajansta medya yöneticiliği deneyimim var. Hürriyet Grubu o zaman “C”  ile yazılan Capital dergisini çıkarmaya karar verdi.

Capital, Alman orijinli bir dergi. O dönemde Hürriyet Grubu’ndan bu dergide çalışmam için bir teklif geldi. Özellikle benim yetiştiğim çağlarda her gazetecinin hayali olan Hürriyet Grubu ile tekrar medyaya dönüş fırsatı gelince, ileride içimde bir ukte kalmasın diye tekrar medyaya dönüş yaptım. Bir yıl medya dışında çalıştıktan sonra tekrar dönüş yaptım ve Hürriyet Grubu’nda Capital dergisinde haber müdürlüğünden yazı işleri müdürlüğüne oradan yayın yönetmenliğine kadar yaklaşık 13 yıl görev yaptım. Güzel bir ekiptik ve bugün bazıları halen orada devam eden arkadaşlarım ile beraber  Türkiye’deki o 13 yıllık süreci beraber yaşadık. 

O dönemde Türkiye’de pazarlama konsepti konuşulmaz, bununla ilgili yazılar yazılmazdı. Yönetimle ilgili yazılar hiçbir şekilde yoktu. İlk olarak yönetim ve pazarlama sayfaları yapan, hatta ilk olarak pazarlama ve yönetim konferanslarına öncülük eden dergi Capital oldu.  Türkiye’de ekonomi yayıncılığının uluslararası düzeye getirilmesi açısından yurt dışını örnek aldık ancak Türkiye’nin kendine has yapısına uygun bir profil yaratmaya çalıştık.  O dönemde çok emek harcadık,  başarılı olduğumuzu da düşünüyorum, gerçekten Capital bugün hala Türkiye’nin en başarılı dergisi olarak yayın hayatına devam ediyor. Capital’i karıyla, zararıyla, sponsorluklarıyla ve o dönemde farklı bir  konsept ile yönettik.  Özellikle projeler kısmı,  bugün en az dergi kadar önemlidir ve biz o konseptleri o dönemde arkadaşlarımla birlikte yaratmıştık. Ayrıca yaptığımız röportajların, haberlerin okuyucuyla en iyi şekilde buluşması, en iyi en doğru bilgiyi verme konusundaki özenimiz, size bilgi verenlerin  konunun  çarpıtılmayacağını bilmesi ve bize güvenmesi çok önemliydi. Zira o dönemlerde en büyük sorunlardan biri buydu. Yani ağzından laf alma değil, o haberi en iyi şekilde oluşturma.  Sonuçta Capital benim için hem bir hayat hem de meslek okulu oldu. Hürriyet Grubu ayrıca büyük bir kurumsal deneyim oldu. Benim için çok özel bir yeri vardır.

Daha sonra Çukurova Grubu’na ait olan Akşam‘dan bir teklif aldım. Teklifi aldığımda Capital’in yayın yönetmeniydim. Akşam’da yayın koordinatörü olarak göreve başladım. Ekonomi servisi bana bağlıydı. Aynı zamanda ekonomi sayfalarında köşe yazıyordum. Yani bir koltukta birçok karpuz barındırıyordum. Akşam grubunda gittiiğimde Capital gibi gibi dergiyi yarattıktan sonra o konumu nasıl bırakabildiğim çok soruldu. Fakat ben  orada misyonumu tamamladığımı düşündüm. Bir kariyer değişikliği yapmak sadece kişisel bir tercihti. Kendi potansiyelimi farklı alanlarda deneyimleme ve  farklı alanlara yeni şeyler katmak adına bu tercihi yaptım.

Capital’deyken aynı zamanda radyo programları da yapmaya başlamıştım. Radyo Kozmos’da “Volkan Akı ile ekonomi” sohbetleri diye bir program yapmaya başlamıştım. 90’lı yılların başında yaptığım bu radyo programı, ilk radyo ekonomi programıydı. Özellikle iş dünyasından Türkiye’nin bütün üst düzey yöneticilerini ben o programda ağırlamıştım. O zamanlar  yöneticiler radyolara  pek gitmiyorlardı ama benim programıma konuk oluyorlardı.

Akşam gazetesi içerisinde iyi bir ekonomi servisi yarattık. Güzel bir süreç yaşadığımı düşünüyorum ve bana çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Gazeteciliğin, televizyonculuğun, dergiciliğin, hepsinin farklı  çalışma biçimleri var ve bunların içinde yer almak benim için çok büyük deneyim oldu. Ondan sonra zaten bu deneyimlerle birlikte “stratejik iletişim” konusunda çalışmalara başladım.  Gazetecilik hayatım boyunca da iletişime sadece gazetecilik açısından değil, masanın öbür tarafından da bakmaya çalıştım. Üniversitede bu dönemde medya ve iletişim konusunda ders vermeye başladım. Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde bu konularla ilgili ders vermeye devam ediyorum. Akşam gazetesindeki görevlerimi 2008 yılında bırakarak  “iletişim” alanına doğru yöneldim. “Stratejik İletişim Danışmanlığı” yapmaya başladım. Aynı zamanda  televizyondan gelen bir teklifi değerlendirerek TV8 de “Ekosantrik” adında bir program yapmaya başladım. 2009 Eylül ayında başladık, röportajı yaptığımız bugünlerde  8. ayın içerisine girmiş oluyoruz. Televizyonculuk  gerçekten çok keyif aldığım ve sevdiğim bir iş. Medyada yönetici olarak yer almasam da yazı yazmak ya da işte böyle programlar yapmak büyük keyif veriyor. Medya da beni bırakmıyor.

Televizyonculuktan çok keyif alıyorsunuz, bu konudaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Televizyon tarafı gerçekten çok heyecan verici ve farklı yenilikleri olan bir konu, daha önce de   SKY Türk    televizyonunda programlar yapmıştım. Burada da yine bir farklılık yarattığımı söyleyebilirim. Her gittiğim yerde farklılık yaratmak  benim her zaman en büyük amacım oldu. Yani   gittiğim yerlerde   aynı şeyi devam ettirmeyi hiçbir zaman düşünmedim.  Tabii her yerin bazı doğruları vardır. Bunlara ek olarak orada  bir katma değer yaratmak, farklı modeller getirmek ve oradaki başarı oranını artırmak en büyük hedefim oldu. Değer oranını artırmak için de tabii mümkün olduğu kadar oradaki modelin iyi yanlarını ortaya koyarak yeni şeyler yaratmaya çalıştım. Yeni katma değerli modeller oluşturmaya çalıştım, hala da bu konularda fark yaratmaya çalışmak hayattaki en büyük prensibim olarak devam ediyor. Bazı şeyleri değiştirmek, ölçülebilir şekilde sonuçları etkilemek hep en büyük amacım oldu. Televizyonda seyredilebilir bir program yapmak, ekonomiyi halkın anlayacağı dile indirmek ile ilgili bir model yaratmak üzerinde çalıştım. Ekosantrik programının farklarından biri de  Seray Sever oldu. Herkes bu konuda bir takım yorumlar yaptı,  Seray Boğaziçi ekonomi mezunu.

Ekonominin televizyon tarafında da gazete tarafında da sorunlar var yani okunabilir olma, seyredilebilir olma konusunda problemleri var. Ekonomi illa ciddi olmak zorunda değil, bugün ekonomi yayıncılığının gerçek ekonomiden de halkın gündeminden de uzaklaştığını düşünüyorum.

Televizyon bir şov,  ne kadar ciddi haber verirseniz verin, onu zenginleştirmek ve renklendirmek gerekli yoksa  ne kadar iyi niyetli olursanız olun, bunu izletemezsiniz. Bunu her şeyi magazinleştirelim anlamında söylemiyorum tabii ki.  Ekonominin belli kurallarından vazgeçmek mümkün değil  ama  daha seyredilebilir daha sempatik programlar yapmanın mümkün olcağını düşünüyorum. Bugünkü Türkiye’de aslında ekonomi yayıncılığı yapılmıyor. Bugün var olan kanallar ekonomi kanalları değil, finans kanalları aslında. Yani ekonomi yayıncılığı farklı bir iş aslında. Belki bir gün bunları da   gerçekleştirmek fırsatım  olur.

İleriye dönük hedeflerinizden bahseder misiniz? İletişim danışmanlığı ile ilgili                   çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Şu anda “stratejik iletişim” tarafında  çalışmalarım sürüyor. Stratejik iletişime çok önem veriyorum ve bu alanda danışmanlık yapmaktan çok keyif alıyorum. İletişim kavramı üzerine de katma değer yaratmak üzerine çalışıyorum ve  açıkçası burada PR şirketleriye rekabet etme hedefinde değilim. PR tarafından çok fazla teklifler aldım. Özellikle akşam grubundan ayrıldıktan sonra yöneticilik teklifleri aldım. Fakat kendi parkurumda yine  farklı bir yapı ile  farklı bir şey oluşturmak ve bu alanda da katma değer yaratacak bir model geliştirmek istiyorum ve bundan sonraki çalışmalarım da  bu yönde olacak. Bu alanda,  bütünü ve stratejileri oluşturmak, şirketlerin içerisine daha fazla girerek onları tanıyarak onların hedef ve vizyonlarını öğrenerek ve hatta birlikte oluşturarak buna göre iletişim stratejileri ve yapılarının oluşması gerektiği fikrindeyim. Probil ile de çalışmalarımız sürüyor, başka  pek çok projede de danışmanlık vermeye devam ediyorum. Türkiye’de bu konuların da maalesef atlandığını ve yüzeysel  boyutta kaldığını düşünüyorum.  Mutlaka bu konuya eğilenler var, bu konuda çalışan birkaç tane önemli isim de var bunların içerisinde, ama daha çok yapılacak şey olduğuna inanıyorum ve buradaki amacım da bu eksik kalan noktalarda şirketlere ve organizasyonlara katma değer katacak modeller geliştirmek. 

En başta iyi bir gazeteci olmak ya da Capital dergisini  iyi bir yere getirmek gibi  hedeflerim vardı. Bunlar başta olması gereken net hedeflerdi. Ancak zaman içerisinde hedeflerimi  biraz daha hayatın akışına bıraktım. Katma değer yaratabildiğim noktalarda en iyisini vermek en büyük hedefim oldu. Hayatta herşeyi çok planlayarak,  kalıplar içerisinde  ilerlemenin pek de mümkün olmadığını ilerleyen yıllarda daha fazla anladım, çünkü gerçekten mutlu ve iyi olacağınızı düşündüğünüz noktada sadece sizin düşündüğünüz  gerçekleşmeyebiliyor. Bundan sonrası için televizyon tarafını geliştirmek, iletişim tarafını geliştirmek,   bütün içerisinde hayatın bana sunacağı fırsatları bir şekilde değerlendirmek istiyorum, açıkçası geleceğe yönelik olarak   verimli olmak  çok önemli. O yüzden başarılı olmak ya da başarız olmak çok göreceli kavramlar. Televizyon tarafında da internet ve mobil iletişim tarafında da çok önemli fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Yeni medya ortamında yapılacak çok şey olduğunu düşünüyorum. Eğer orada da  fırsatlar bulabilirsem yeni medyanın gelişen tarafında, televizyon yada entegre edilmiş başka projelerde bir şekilde olmayı arzu ediyorum.

Türkiye’de bilişim sektörünü ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüz CIO’larının şirketlerin stratejik yönetimindeki artan rolleri konusunda neler düşünüyorsunuz?

Bilişim sektörünün Türkiye’deki en stratejik sektör olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin kalkınmasındaki en stratejik sektörün bilişim olduğunu düşünüyorum.  Aslında bilişim dediğimiz zaman tüm Türkiye ekonomisinden bahsediyoruz. Yani bugün tekstilden tutun lastik sektörüne kadar hangi sektörü ele alırsanız alın, bu sektörlerin daha verimli çalışabilmesi ve dünyada rekabet edebilmesi için, mutlaka bilişim alt yapılarının çok güçlü olması lazım. Bu açıdan Türkiye’de bilişimin değerinin malesef çok iyi anlaşılmadığını düşünüyorum. Artık  yaratıcı olan, verimli olan ve maliyetleri kontrol edebilecek olan ayakta kalacaktır. Önümüzdeki dönemde satın alma ve birleşmeleri çok fazla göreceğiz. Bu doğrultuda şirketlerin hem finansal hem teknolojik alt yapılarının çok düzgün olması ayakta kalmanın iki şartı olarak ortaya çıkacak. Böyle bir dönemde CIO’lar da CEO’lar kadar güçlü ve önemli bir noktaya geliyorlar. Ama bu gidişat bence CIO ‘ların yapısının da değişmesi gerektiğini gösteriyor. Yani  sadece teknoloji odaklı olmak değil, şirketin hedefleriyle birlikte teknoloji odaklı olmak. Şirketin bütün çalışma biçimi içerisinde teknolojininin nasıl kullanılıyor olması değil, en iyi verimin en iyi sonuçların nasıl ortaya çıkarılabildiğiyle ilgili neticeler önemli olmaya başlayacak.

Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?

Tatillerimi iki şekilde geçiriyorum. Yaz tatillerinde Türkiye’de deniz tatili yapmayı tercih ediyorum. Türkiye’den daha iyi deniz ve doğa  olduğunu düşünmüyorum. Doğayla ne kadar çok başbaşa kalabileceğim bir yer varsa orayı tercih ediyorum. En son yaz tatilimi de o yüzden Datça’da geçirdim. Eğer imkan ve  fırsat bulursak eşimle birlikte yurtdışına seyahat etmeyi, farklı ülkeler farklı yerler görmeyi tercih ediyoruz. Yurtdışına seyahati sevmemin en önemli nedenlerinden biri de, Türkiye’de nereye gidersem gideyim medyadan ve gündemden kopamıyor olmam. Türkiye’de ister istemez gündemi takip etmeye devam ediyorsunuz, ama yurtdışına çıktığımızda Türkiye gündeminden kopuyorum. Herşeye dışarıdan bakmak daha sağlıklı oluyor ve o açıdan  bu sehayatleri seviyorum, mümkün olduğu kadar da bu şekilde seyahatler yapmaya  çalışıyorum.

Teknolojiyle aranız nasıl? Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir? “Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?

Teknolojiden artık kopuş yok. Mümkün olduğu kadar hayatımın benim için faydası olan her noktasında kullanmaya çalışıyorum. İnterneti en verimli şekilde kullanmaya çalışıyorum. Telefon mobil uygulamalar tarafı da önemli,  gazetecilik hayatımda da bu böyleydi,  şimdi de böyle; sürekli ulaşılabilir olmak her zaman prensibim oldu. Gazeteceliğin temelinde iletişim var zaten. Gazetecelik de yapsam, danışmanlık da yapsam, bu konuya önem veriyorum. İletişimin ana unsuru   ulaşılabilir olmak diye düşünüyorum. O yüzden mümkün olduğuncada iletişime açık olunması,  kanalların  sürekli  açık olması gerektiğini düşünüyorum. Bunu yönetmek aslında zor bir iş, özellikle bir yerlerde yönetici olduğunuz zaman   bunu yapmak zor iştir. Ama ben her telefonuma herkese  beni arayan herkese cevap vermeye çalıştım. Çünkü dinlemek önemli  diye düşünüyorum ve bunların bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Bu arada  isim vericem ama Apple, Microsoft gibi şirketler beni çok heyecanlandırıyor. Yarattıkları dalgalar beni çok etkiliyor ve bu dalgaların pek çok sektörde pek çok şirkette henüz anlaşılamadığını düşünüyorum. Örneğin ekonomik krizin en zor günlerinde bir ürün çıkarıyorsunuz ve bir milyon tane satıyorsunuz. Demekki yenilikçi ve inovatik bir konuyu ele alırsanız bunun karşılığını çok iyi şekilde alabilirsiniz.   Örneğin yıllardır, 70’li yıllardan beri aynı buzdolaplarını ya da aynı fırınları kullanıyoruz. Yani neden bunları değiştirmiyoruz, neden buralarda inovatik yaklaşımlarımız yok? Pek çok sektörün bu tür ürünlerde sıkıştığını düşünüyorum. Çünkü bugün Apple gibi  Microsoft, Google gibi  birçok şirketin bu tip  yaklaşımları devreye sokarak neler yaptığını ve ne kadar yüksek cirolara   ulaştıklarını görmek beni çok etkiliyor. Artık bunun farkına varılıp yeni trendlerin bu yönde oluşması gerektiğini düşünüyorum ve bunu yapan şirketler bir sonraki dönemde ayakta kalacak diye düşünüyorum.

Vejeteryan olduğunuzu biliyoruz, bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Et  yemenin insan fizyolojisi ve sistemine uygun olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda  hayvanların yetiştirilmesi, kesilmesi ve bununla ilgili bir çok sürecin aslında sadece  vücudumuzun fiziksel sağlığını  değil ruhsal sağlımızı da etkilediğini düşünüyorum. Mümkün olduğu kadar bunlardan uzak durmanın ruhsal sağlık açısından da  faydalı olduğunu düşünüyorum. Bunlar kendiliğinden oluşuyor, böyle şeyler biraz da hayata bakış açınızla alakalı. Sadece sağlıklı olmak için değil,  ruhsal olarak da kişinin kendisini iyi hissetmesi için  hayatta bazı şeylerin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Son dönemlerde farklı şekillerde ortaya çıkan, örneğin pozitif düşünce yöntemi gibi farklı yöntemler var. Vejeteryan olmanın temelinde de hayata daha iyi bakmak, daha mutlu ve daha huzurlu olmak gibi şeyler yatıyor. İnsanın kendisiyle olan ilişkisi ne kadar iyi olursa, hayata ruhsal olarak  ne kadar hazır olunursa, iş hayatında da o kadar  başarılı olunur diye düşünüyorum. Çünkü aslında iş hayatı hayatınızın sadece bir parçası hayatın her alanında daha  iyi bir performans göstermeniz lazım. Yani evinizi ihmal etmemeniz lazım, eşinizi, arkadaşlarınızı ve hatta doğayı, dünyayı ihmal etmemeniz lazım çünkü bu konularda da  büyük bir sorumluluk  taşıyoruz. Doğayla ve çevreyle birlikte, insanlara saygılı yaşamak, bir şirket olarak da dünyayla ve toplumla barışık ve saygılı yaşamak, bir yönetici olarak da bu kavramlarla ilgili hassas olmak yeni çağda başarılara ulaşmak için bence önemli.

 Çok teşekkür ederiz...

Simternet