Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi ile yaptığımız röportajda duyduklarımız bizi hem kaygılandırdı, hem umutlandırdı...
Uygar Özesmi: “...Dünya iflas etmiş durumda ama halâ sermayeden yiyor ve o sermaye artık tükeniyor. Zaten tükendiğinin etkisini de küresel iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik krizinde görüyoruz...
...Dünyayı kurtarmak, gezegenin geleceğini garanti altına almak için gerekli olan her türlü bilgiye sahibiz. Benim beklentim, yeni keşiflerden ziyade, yeni keşiflere bel bağlamadan her işletmenin gezegenin ve yaşamımızın kurtulması için kaynak ayırması. Bu kaynağı ayırırken yapmamız gereken şey; mevcut doğaya dost teknolojilerin yaygınlaşması konusunda çaba sarf etmek ve bunların yaygınlaşmasını sağlayan inovasyonları yapmak. Şu an Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey akıllı şebekeler ve enerji internetidir...”
Bize kendinizden bahseder misiniz? Bir röportajda “benim kahramanım hep doğa oldu” diyorsunuz, bu konuda mücadele vermeye ne zaman karar verdiniz?
Benim çok küçük yaşlardan beri doğa ile çok özel bir ilişkim var. Kendimi bildim bileli hep kendimi doğaya attım. Yalnız başına ormana ilk gittiğimde altı yaşındaydım. Ormandaki yaşamı izleyerek gözlemler yapmaya başladım. O zamanlar Almanya Kara Ormanlar’da yaşıyorduk. Türkiye’ye döndükten sonra Kayseri’de Sultan Sazlığı ile tanıştım ve Sultan Sazlığı’ndaki bilimsel araştırmalarıma 10 yaşında başladım. Sultan Sazlığı’nın planktonları, sonra da böceklerine ilişkin değişik araştırmalar yaptım. Yaşamımı daha çok çevre bilimleri ve doğanın korunması üzerine kurguladım. Master ve doktora çalışmalarımı Amerika’da Çevre Bilimleri konusunda yaptım. Doktora çalışmalarım sırasında doğayı korumak için sadece doğa bilimlerinin yetersiz olduğunu, insanı bilmek gerektiğini, doğayı ancak böyle koruyabildiğimizi anladım. Bu yüzden aynı zamanda sosyal değişim ve kalkınma üzerine çalışmalar yürüttüm. Doktoramı bitirdikten sonra Erciyes Üniversitesi’nden bir teklif aldım ve Çevre Mühendisliği bölümü kurmak üzere Türkiye’ye geldim. Orada pek çok doğa korumacı akademisyenin yetiştirilmesine katkıda bulundum. Daha sonrasında Birleşmiş Milletler'de Çevre Uzmanı olarak çalıştım. TEMA Vakfı Genel Müdürlüğü görevimden sonra da Greenpeace Akdeniz’ e geçtim ve 3 yıldan beri buradayım.
Türkiye’de doğa koruma ve sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi için uzun yıllardan beri çalışıyorum. Hem Birleşmiş Milletler, Küresel Çevre Koruma destek programında bu konuda çalıştım, hem de Doğa Derneği'nin kurucu başkanlığını yaptım. Bunun yanında Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu kurulması için TURCEK (Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu ) ile çalıştım. Yine sivil toplumun güçlenmesi için Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldım. Şu anda da yine bütün Dünya’da sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi, daha iyi çalışabilmesi ve söz haklarının savunması içinde CIVICUS yönetim kurulundayım.
Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü olarak gündemdeki projeler neler? Bundan sonraki projeleriniz neler?
Şu an Greenpeace Akdeniz’de iki önemli kampanyamız var. Kampanyalardan birincisi küresel iklim değişikliği ile mücadele alanı, diğeri ise denizlerimizin korunmasına ilişkin. Küresel iklim değişikliğine ilişkin kampanyamızın değişik ayakları var. Bunlardan birincisi; Türkiye’de nükleer enerji ve kömüre dayalı termik santrallerin kurulmamasına ilişkin bir kampanya. Biliyorsunuz, kömür dünyada küresel iklim değişikliğine neden olan birinci enerji üretim biçimi. Nükleer enerjisi ise pahalı, kirli ve tehlikeli. Özellikle iklim dostu olan yenilenebilir enerji kaynakları bizim çalışma alanlarımızdan bir tanesi. Nükleer enerjiye yatırım yapmaktansa hiçbir tehlikesi olmayan ve küresel iklim değişikliğine neden olmayan rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz. Zaten bu bizim üçüncü ayağımızla da örtüşüyor. Bu Türkiye’ de bir enerji devrimi gerçekleştirilmesine yönelik yürüttüğümüz kampanya. Enerji Devrimi senaryomuz var. Türkiye’nin sürdürülebilir enerji yol haritasını çizdik. Bu harita Türkiye’nin tüm enerji ihtiyacını karşılarken iklimi de koruyan bir enerji yol haritası. Bu enerji yol haritasında sadece rüzgar ve güneşe ciddi bir yatırımın yanısıra aynı zamanda enerji verimliliği de çok önemli bir rol oynuyor. Çünkü Türkiye’de mevcut talebi karşılamak için, enerji verimliliğiyle alacağımız önlemler ile talebi yarı yarıya düşürme şansına sahibiz. Bu konuda da maalesef yeterli çalışma Türkiye’de yapılmıyor. Denizlerin korunması konusunda esas amacımız; denizlerimizin %40’ını koruma altına alan bir deniz rezervleri ağı oluşturabilmek. Deniz rezervleri dediğimiz zaman ne anlıyoruz? Balıkçılığın yapılmadığı, kirletilmediği ve denizlerin daha verimli olabilmesi ve aynı zamanda ekosistemin korunması için %40’ ının korunma altına alınması. Geri kalan %60’ da ise deniz rezervlerinde üreyecek balıklarla beraber balıkçılık sektöründe de toplam üretimde artış olacak. Artan bu üretimin de sürdürülebilir balıkçılık ilkeleri çerçevesinde olması, balıkların nesli kurutulmadan yapılması gerekiyor. Bunun için balıkçılık politikaları konusunda kampanya yürütüyoruz.
Sosyal medyanın yaygınlaşması hayatımıza neler katıyor? Siz sosyal medyayı kullanıyor musunuz?
Greenpeace Akdeniz, bütün sivil toplum kuruluşları gibi sosyal medyada etkin olan bir kuruluş. Bu çerçevede yaptığımız kampanyalarla iki kez Kristal Elma ödülünü aldık. Bunun dışında pek çok başka kampanyaları da ödüller aldı. Bu ödüller esasında sosyal medyayı ne kadar etkin kullanabildiğinin bir göstergesi. Şu an itibariyle Facebook üye sayımız 275.426 ve Tweeter izleyici sayımız 56.816 .
Bunun haricinde tabii ki son derece gelişmiş bir web sistemiz var. Web sayfalarımızın güçlü içerik yönetim ara yüzleri var. Dolayısıyla herkes bunları gerektiği şekilde güncelleyip, kullanma şansına sahip. Bunun yanında Web sitelerimiz sosyal medya araçları ile son derece entegre bir biçimde çalışıyor. Aynı zamanda bizim Türkiye’ de 37.000 destekçimizin yanısıra bizleri takip eden 1.000.000’e yakın da insan var. Dolayısıyla hem e-mail, hem de sosyal medya aracılığı ile çok geniş kitleleri bilgilendirme, harekete geçirme yeteneğine sahibiz. Bunun en güzel örneği bir gün içerisinde Tarım Bakanlığı’na balık boylarının bilimsel esaslara göre düzenlenmesi için 15.000’in üzerinde faksın ulaştırılmış olması.
Greenpeace dünyada 1971’den beri var. Dünya genelinde 3,000,000’e yakın maddi destekçisi var. Greenpeace Türkiye’de 1992 yılından beri etkin biçimde çalışıyor. Ancak Greenpeace Akdeniz 1996’da kurulan bir kuruluş. Hali hazırda Türkiye’de, Lübnan’da ve İsrail’de ofislerimiz var. Aynı zamanda Ürdün ve Mısır'da gönüllü gruplarımız var.
Açık Radyodaki “Gezegenin Geleceği” programınızdan bize bahseder misiniz?
İki yıldır Açık Radyoda hafta içi her gün 18:05’te “Gezegenin Geleceği” programını sunuyorum. Gezegenin Geleceği programında, Türkiye’den ve dünyadan en güncel, gezegenin geleceğine dair ve Dünya’daki yaşamı etkileyen en önemli haberleri geçiyoruz. En önemli haberleri diyorum, çünkü diğer bütün haberler kısa döneme yönelik ve hayatımızı çok da etkilemeyen haberler. Halbuki doğadaki yaşam bizim de yaşam kaynağımız. Dolayısıyla gezegenimizin geleceği ile ilgili verdiğimiz haberler gerçekten gezegenin ve bizim geleceğimizi etkileyecek belki de en önemli haberler. Çünkü bu haberlerin sonuçları sadece bizi ve bugünü değil, bizi, çocuklarımızı, torunlarımızı ve hatta onlarında torunlarını etkileyen yani çok uzun vadeli etkileri olacak haberler. Bugün bir altın madenini açtığınız taktirde oradan 10 ton altın çıkartabilirsiniz. O 10 ton altında hem endüstriyel, hem de başka alanlarda kullanılabilir. Bugünkü borsa değerlerini etkileyebilir. Ama altın madeninin çıkarıldığı alanda kaybolan toprak, zehirlenen bitkiler, tarım alanları bizi 10 kuşak besleyecek olan üzümü, elmayı, buğdayı ve toprağın verimliliğini etkileyeceği için çok daha önemli bir haber. Ben bu haberi borsadaki altın fiyatlarının dalgalanmasından çok daha önemli görüyorum.
Çevreci çözümler, tek bir parçadan ya da tek bir doğrudan oluşmuyor. Eğer çevre için yapılan eylemlerden birini seçmek gerekirse, sizce en acil konu nedir?
Dünya çok ciddi bir krizin içersinde. Bu krizi günlük yaşantımızda farketmiyoruz. Sabah kalktığımızda her zamanki gibi kahvaltı ediyoruz. Yediğimiz söğüş domatesin nereden geldiğini, peynirin hangi koşullarda üretildiğini düşünmeden yolumuza devam ediyoruz. Arabaya biniyoruz, yaktığımız benzinle sera gazı salınımına neden oluyoruz ve sonra işimize varıyoruz. Orada bilgisayarları açıyoruz. Sadece bilgisayarlardan gelen radyasyona maruz kalmakla kalmıyoruz, aynı zamanda o bilgisayarın bağlı olduğu internet, o internetin bağlı olduğu server parklarının kullandığı elektriğin kömürden geldiğinin farkında olmadan, küresel iklim değişikliğine neden olmaya devam ederek yaşıyoruz. Akşam işten çıkıyoruz. Yorgun argın eve geliyoruz. Televizyonu açıyoruz. Orada daha fazla tüketimi körükleyen reklamların sonuçlarını düşünmeden yorgun düşüyoruz, yatıyoruz ve yeni bir güne başlıyoruz ve böylece her gün hayatımıza devam ediyoruz. Bakarsak farkına varırız, kriz etrafımızda bir gerçeklik ve bu gerçeklik içinde jeolojik tarihte görülmemiş bir hızla canlı türleri yok oluyor. Jeolojik tarihte görülmemiş bir hızla gezegenin ateşi yükselmeye devam ediyor ve bunun yarattığı bir küresel yaşam krizi var. Ben sadece çevre krizi demek istemiyorum. Bu bir yaşam krizi.
1980’lerden bu yana insanlığın gezegende yaşam biçimi, gezegenin kendini yenileme kapasitesinden daha yukarıda. Bu ne demek? Bir işletmeniz, dükkanınız varsa, burada gelirinizden çok gideriniz var demek oluyor. Gelirinizden çok gideriniz olduğu takdirde dükkanınız iflas ediyor. Dünya iflas etmiş durumda ama halâ sermayeden yiyor ve o sermaye artık tükeniyor. Zaten tükendiğinin etkisini de küresel iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik krizinde görüyoruz.
• Her yıl 27.000 bitki ve hayvan türünün soyu tükeniyor. Bu saatte 3 tür demek.
• 1996 beri 124 amfibi, 1128 kuş, 734 balık, 253 sürüngen türü yok olmuş.
• Dünya balık stoklarının tamamı 2050 yılına kadar tükenecek.
• Bugün 925.000.000 insan aç ve 16.000.000 çocuk açlığa bağlı nedenlerden dolayı ölüyor. Bu her 5 saniyede 1 çocuk demek.
• İklim değişikliği her yıl 300.000 insanı öldürüyor ve tarım sektörüne de 125 milyar dolar zarar veriyor.
Esasında dünyanın yaşam krizinin çevresel sorunlarının tek nedeni var. O da hali hazırda varolan ekonomik düzen. Bu ekonomik düzen bizim dünyayı sürekli sömürmemize dayalı şekilde gelişiyor ve biz bu canavara "dur" demesini hâlâ başarabilmiş değiliz. İnsanlığın önündeki en büyük görev ise, bu canavarı durdurmak. Yoksa dediğim gibi çocuklarımızın, torunlarımızın bir geleceği olmayacak. Şimdi o canavarın durdurmanın da değişik yolları var. Şimdi o canavarı durdurmak için bizim yaptığımız şeylerden bir tanesi yenilebilir enerji ve enerji verimliliğine geçmeye çalışmak ve o canavarı kömürden, petrolden diğer fosil yakıtlardan beslenmesini engellemeye çalışmak. Bir diğer yolu ise, o canavarın denizi sömürmesini, yok etmesini engelleyecek şekilde önlemler almak. Fakat bu canavarı durdurmak sadece sivil toplum kuruluşlarının görevi değil. Bur canavarı durdurmak hepimizin görevi. Hepimizin bunu her alanda yapıyor olması ve bir takım adımlar atması gerekiyor.
IT sektöründe de atılacak adımlar var, ulaşım sektöründe de atılacak adımlar var, yapı sektöründe de atılacak adımlar var, bütün bu adımların hep beraber ve topyekün atılması gerekiyor. Bütün bunlar içinde yapılması gereken en önemli şey, bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşlarını desteklemek ve bu sivil toplum kuruluşlarının içerisinde yer alarak bu toplumsal dönüşümü gerçekleştirmesi için mücadele etmek. Aktif bir vatandaş olarak bütün politik süreçlerin içerisinde de yer alarak, gerekli olan oyu, gerekli olan katılımı sağlamak görevimiz.
Bilişim sektörünün çevreci çözümlerini takip ediyor musunuz?
Tabii ki. Hatta Greenpeace’in bilişim sektöründe çözümler üretmek için çok ciddi kampanyaları var. Bunlardan belki de en son kampanyası “Facebook Unfriend Coal” “Facebook Kömürü Arkadaşlıktan Çıkar” kampanyasıydı. Yine bu kapsamda Facebook’un bir bu alandaki, sosyal medyadaki önder buluşlardan bir tanesi olarak büyük Server Parklarından / Sunucu Parklarının kömürden gelen elektrik enerjisi ile değil, yenilenebilir güneş ve rüzgar enerjisinden karşılamasına yönelik bir kampanya vardı. Yine aynı şekilde Greenpeace bu bilişim sektöründe cihazların, kullanıcı ürünlerinin ve diğer ürünlerin toksik maddelerden arındırılmasına yönelik bir kampanya da yürüttü. Bunlardan bir tanesi Apple müşterileri ile yürüttüğü, “Green My Apple” “ Elmamı Yeşillendir ” kampanyasıydı. Bunun dışında “Cool IT ” kampanyası vardı. Bu çerçevede de belli başlı IT şirketlerinin cihazlarda, enerji tasarrufu yöntemlerini uygulayarak, bütün sektöre yayılması konusunda, yani enerji tasarrufu politikaları konusunda bir kampanyası vardı. Tabii ki biz IT sektöründen özellikle bu tip standartların oluşması için politik anlamda da etkin birer kuruluş olarak bu politikaları kanunlaştırmaları için çalışmalarını ve bu politikaların oluşması için hem yenilenebilir enerji hem enerji verimliliği konusunda bir sözcü ve öncü olmaları için kampanyalarımızı yürütüyoruz.
IT sektörüne iki alanda çok büyük sorumluluk düşüyor. Verimliliği artırmaya yönelik hem kendi yaptığı ve yapabileceği çalışmalar, hem de diğer sektörlerin verimliliğini artırmak üzere alacağı IT çözümleri. Ama sektör bunun çok farkında değil. Halen elektrik sistemimiz akıllı şebekeye dönüştürülmüş durumda değil. Türkiye’nin en büyük sorunu mevcut üretim hatlarındaki kayıplar ve mevcut elektrik üretiminin akıllı sisteme geçmemiş olmaması. Rüzgar ve güneşi etkin bir biçimde kullanmak istiyorsak, enerji verimliliğini artırabilmek ve enerji üretimini de demoktratikleştirmek istiyorsak bir enerji interneti kurmak zorundayız. Her bir haneyi, her bir işletmeyi bir yenilenebilir enerji üreticisine çevirmek ve her birinin enerji tasarrufuna ilişkin etkin önlemler almasını istiyorsak enerji internetine Türkiye’nin artık geçmesi ve bu konudaki gerekli adımları atması gerekiyor.
Keşke... icat edilseydi de hayatımız kolaylaşsaydı dediğiniz birşey var mı?
Yeni bir şeyleri keşfetmekten ziyade, keşfedilmiş güzel şeyleri uygulamaya sokmak daha önemli. Dünyayı kurtarmak, gezegenin geleceğini garanti altına almak için gerekli olan her türlü bilgiye sahibiz. Benim beklentim, yeni keşiflerden ziyade, yeni keşiflere bel bağlamadan her işletmenin kaynak ayırması. Bu kaynağı ayırırken yapmamız gereken şey; mevcut doğaya dost teknolojilerin yaygınlaşması konusunda çaba sarf etmek ve bunların yaygınlaşmasını sağlayan inovasyon yapmak. Dolayısıyla dediğim gibi şu an Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey akıllı şebekeler ve enerji internetidir.
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
İnternet. Buna sadece ben değil, zaten pek çok fikir önderi böyle olduğunu dile getiriyor. Neden en önemli icadıdır derseniz ise; birincisi, bizlerin birbirimiz ile daha iyi iletişim kurabilmemizi sağlıyor. İkincisi, iletişimin hızlı bir şekilde gerçekleşmesine katkı sağlıyor. Son olarak ise; bizim bir araya gelerek ortak gücümüzü hareket geçirmemizi sağlıyor.
Bize, Yasak Meyve Cehennemden Çıkış kitabınızdan bahseder misiniz?
Bu kitap bir bakıma içine düştüğümüz bu cehennemden çıkış yoluna ilişkin okuyucusu ile beraber düşünen bir kitap. Bir formül sunmuyor ama kişilerin bakış açılarını değiştirerek dünyaya farklı bir gözlük ile bakmalarını ve kendi çözümlerini üretmelerini sağlamaya yönelik bir kitap.
Kitaptan yola çıkarak, insanlar kendilerini keşfedebilirler. Onun haricinde Greenpeace’in e-bültenine mutlaka herkesin abone olmasını tavsiye ederiz.
http://www.greenpeace.org/yasakmeyve
http://uygarozesmi.blogspot.com/
http://www.facebook.com/uygar.ozesmi.fans
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/#tab=3
Gezegenin Geleceği - http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=yzr&yid=973
Çok teşekkür ederiz.
