Serdar Urçar: Açık ve şeffaf iletişime önem veriyorum (Şubat 2009) 
 
 

HP Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Serdar Urçar ile  ileriye yönelik hedeflerini, bilişim sektörünün gelişimini, CIO’ların değişen rollerini konuştuk. “Ben de nasıl biriyle çalışmak istiyorsam öyle olmaya çabalıyorum”  diyen Serdar Urçar ile yaptığımız röportajda aldığımız cevaplar içimizi ısıttı...

Kısa bir süre önce HP Türkiye’nin yeni Genel Müdürü oldunuz, ileriye dönük hedefleriniz nelerdir?
Hem Türkiye, hem de dünya ekonomik açıdan çalkantılı sulardan geçiyor. Türkiye’den uzak olduğum yaklaşık 1,5 yıllık süre zarfında, sektörümüzün de bu çalkantılardan ciddi bir şekilde etkilendiğini gördüm. Dolayısıyla bu durum, pazardaki oyuncuların 2008 yılı performanslarını da olumsuz yönde etkiledi.

2009 yılı ise bizim için, mali yılımızın ilk günü olan 1 Kasım 2008’de başladı. HP Türkiye’nin yeni genel müdürü olarak, Türkiye’deki 20. yılımızı kutladığımız 2009’da her 3 iş grubumuza yönelik planlarımızı, pazardan daha iyi bir performans sergilemeye ve bilişim pastasındaki payımızı artırmaya yönelik olarak kurduk. Zaten bazı kategorilerdeki pazar paylarımıza bakıldığında, pazarı büyütmekten başka şansımızın olmadığı açıkça görülüyor. Dolayısıyla HP Türkiye olarak tüm gücümüzü, hem kendimizi hem de pazarı büyütmek için operasyonel performansımıza yansıtacağız. Orta ve uzun vadede ise, Türkiye’nin birey, şirket, devler ekseninde yaşadığı ve yaşayacağı dönüşüme en yüksek teknolojik katkıyı sağlamayı hedefliyoruz.

Bununla birlikte içinde bulunduğumuz dönemde öncelik verdiğim konuların başında çalışanlarımız geliyor. Böylesine güçlü ve yetişkin bir insan kaynağına sahip bir şirket olan HP Türkiye’nin Genel Müdürü olarak bu yapımızı kriz döneminde de koruyacak, hatta daha da geliştirecek politikalar ve uygulamalar oluşturmayı birinci görevim sayıyorum.
 
Elbette HP Türkiye’nin sahip olduğu iş ortakları ekosistemi de bizim için çok değerli. Bu ekosistemin bize yüklediği sorumlulukların bilincindeyiz. Sahip olduğumuz sorumluluk anlayışı doğrultusunda, iş ortaklarımıza yönelik yeni programlar ve iyileştirmeleri de gündeme getirmeyi ve sürdürmeyi planlıyoruz.

Türkiye’de bilişim sektörünü ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?  BT Pota sertifikasının Türkiye’de bilişim sektörüne ne gibi faydalar sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Ne yazık ki Türkiye bilişim sektörü çok fazlasıyla donanım ve kutulu yazılım odaklı bir sektör. Müşterilere asıl değeri kazandıracak, bilgi teknolojilerini vazgeçilmez hale getirecek katma değerli hizmet ve yazılımların payı ise bu sektörde yalnızca yüzde 10-15 civarlarında kalıyor. Bu açıdan Türkiye bilişim sektörünün olgunlaşmış bir sektör olduğunu söylemek zor. Ancak bilgi teknolojilerinin artık daha iyi iş sonuçlarına erişmek çok önemli bir bileşen olduğu farkı edildiği için, sektörün de yakın zamanda daha olgun bir yapılanma ile büyüyeceğini düşünüyorum. BT Pota sertifikası ise bilişim sektöründe güven esasını ön plana çıkaracağı için sektörün gelişimine büyük katkıda bulunacaktır. Bilgi teknolojileri müşterileri alacakları çözüm ve hizmetin kendilerine belli standartlar dahilinde sunulacağını bilerek, çok daha cesur, büyük projelerin altına girebilecekler, bu da sektörün büyümesine katkı sağlayacaktır.

Günümüz CIO’larının şirketlerin stratejik yönetimindeki artan rolleri konusunda neler düşünüyorsunuz?
Artık bilgi sistemleri şirketler içinde diğer birimlerden kopuk adacıklar olmayı kaldıramayacak duruma geldi. Bilgi sistemleri artık şirketin iş hedeflerine paralel hedefler güden, şirketin iş birimlerinin işlerini daha iyi yaparak, daha iyi iş sonuçları elde etmelerine destek olacak hizmetlerin sunulmasını sağlayan, şirketlerin ayrılmaz bileşenleri olarak algılanmalı. Bu durumda bu vizyonu benimseyerek, kendini teknolojiye kaptırmak yerine, kurumsal ihtiyaçlara ve iş sonuçlarına yönlendiren CIO’lar şirketlerin stratejik yönetimlerinde de giderek daha fazla söz sahibi olabiliyorlar. Çünkü sonuçta bir işin daha başarılı olması için verimliliğin artırılması, maliyetlerin azaltılması, süreçlerin hızlandırılması gerekiyor. Bunları sağlayacak teknolojileri bilerek, şirketinin iş hedeflerine uygun olarak bu yatırımları yapmayı öngören CIO’lar doğal olarak şirket yönetiminde önemli bir rol sahibi oluyorlar.

HP olarak BT liderlerine yönelik bir CIO Forum çalışması yürütüyorsunuz. Bu çalışmanın gelişimi, etkileri ve HP açısından bakıldığında hedeflediklerinizi açıklayabilir misiniz?
Şirketlerin stratejik yönetimlerinde etki sahibi olabilen CIO’ların görüşleri, teknolojiye bakış açıları, ihtiyaçları ve sorunları bizim için çok önemli. Çünkü bizim hizmetlerimizi, stratejilerimizi şekillendirmemiz için çok sağlam bir zemin hazırlıyorlar. Bununla birlikte bu vizyoner CIO’ların vardıkları nokta, diğer birçok BT yöneticisi için de yol gösterici olabiliyor. Ayrıca şirketlerinde gerçekten etkin olan CIO’lara HP’nin yol haritasını anlatmak, daha iyi iş sonuçları elde etmeyi sağlayan teknolojilerimizi aktarmak da önemli. Bu amaçlarla düzenlemeye başladığımız CIO Forum’un bu sene yedinci toplantısını yapacağız ve bu toplantıdan da katılan her kesimin son derece yararlı ve yol gösterici bilgilerle ayrılacağına inanıyoruz.
 

Çok sevilen bir yöneticisiniz. Çalışma arkadaşlarınızla ilişkilerinizde kriterleriniz var mı?  İş hayatına yeni atılan gençlere tavsiyeleriniz?
Öncelikle bu düşünceniz için teşekkür ederim. Ben sevilen ve sayılan bir yönetici olmayı önemsiyorum, çünkü iş hayatında insanların temel motivasyonlarından birinin çalıştıkları lider olduğunu düşünüyorum. İnsanların sevip saydıkları ve birşeyler öğrenebildikleri bir liderle çalışmaları hem şirketin genel performansı hem de çalışanların kişisel performansı açısından çok önemli. Ben de nasıl biriyle çalışmak istiyorsam öyle olmaya çabalıyorum. Bu konuda da her zaman bir gelişme alanı olduğuna inanıyorum. Çalışma arkadaşlarımla ilişkilerimde de benim için kesinlikle en önemli kriter dürüstlüktür. Ayrıca gizli ajanda olmaksızın açık ve şeffaf bir iletişime de önem veriyorum. Bunun yanı sıra yalnızca anlatma ve ortaya koyma değil, dinleme yeteneğinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bir diğer önem verdiğim kriter ise takım için oynamak. Yalnız kendi için değil, takım için oynayan, takımın hedefine ulaşması için mücadele eden bir tavır göstermek de önemli.
İş hayatına yeni atılan gençler açısından söyleyebileceğim şey, iş hayatının bir maraton olması. Dolayısıyla kısa vadeli inişler ve çıkışlar her zaman olacaktır ve gençlerin bu kısa vadeli çıkışlarda havaya girmeden, kısa vadeli inişlerde ise demoralize olup yarışa küsmeden maratona devam edebilmeleri gerekli. Bu inişler ve çıkışları ve yol boyunca karşılaşılan her şeyi bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirerek maratonu sonuna kadar koşmak ve mümkünse her kilometrede daha güçlü bir maratoncu haline gelmek bir hedef olmalı. Bir de genç çalışanlar için iş hayatının ilk başlarında bir miktar daha esnek olmak mümkün olabilir. Üniversiteden mezun olur olmaz kişinin ne istediğini ve ne yapabileceğini bilmesi çok zor. Bu açıdan üniversite boyunca yarım zamanlı da olsa çalışarak iş hayatını ve kişinin yönelebileceği konuları tanıması önemli. İlk yıllarda farklı şirketler, farklı alanlarda harekete ve rotasyona açık olunabilir ama ondan sonra hangi alanda, hangi sektörde ve hangi fonksiyonda gelişeceğine karar vererek sonuna kadar üzerine gitmek gerekir.
 
İş- özel hayat dengesini kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? (Evetse bunu nasıl başarıyorsunuz?)
Benim son iki yılım çok hızlı geçti ve bu süre içinde birçok değişiklik yaşadık. Örneğin ailecek önce İstanbul’dan Dubai’ye, ardından yine İstanbul’a taşındık, bu arada yeni görev üstlendim ve ikinci kızımız dünyaya geldi. Dolayısıyla son dönemde bu dengeyi kurmakta zorlandım. Denge derken iş, aile ve kişisel zamanda oluşan bir üçgendeki dengeyi kastediyorum. İşten aileye zaman bulmak ve bunları doğru yapabilmek için de kendine zaman ayırmak gerekli. Ben işte bu üçüncü noktada son dönemde denge bulmakta güçlük çektim ama geçiş dönemini atlatıp, işler yoluna koyulunca bu dengeyi daha rahat sağlayacağıma inanıyorum.
 
Kızlarınızla nasıl zaman geçiriyorsunuz? Kızlarınız büyürken onlara yeterince zaman ayırabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Aslında bu biraz gizli bir rahatsızlık bende. Ne yazık ki ‘zaman geçiyor ve ben hayalimdeki baba olabiliyor muyum’ diye kendime sorduğumda net bir ‘evet’ yanıtı veremiyorum. Ancak koşullar el verdiğince kızlarımla zaman geçirmeye çalışıyorum. Örneğin büyük kızımı hafta içi akşamlar ben uyutuyorum, uyuturken ona kitap okuyorum, biraz sohbet ediyoruz, zaman zaman yapboz gibi aktiviteler yapıyoruz ya da kapalı havuzda yüzmeye gidiyoruz. Şimdi altı aylık olan küçük kızım için de olabildiğince onunla ilgili işlerde yardımcı olmaya çalışıyorum, örneğin annesiyle birlikte banyo yaptırıyorum yani her iki kızımın da günlük rutini içinde yer almaya çalışıyorum.
 
Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?
En son eşimle beraber Dubai’deki arkadaşlarımızı ziyaret etmeye ve oradaki işlerimizi toparlamaya gittik. Kasım ayında 4-5 günlük bir seyahatti. Bu tarihlerde Dubai’de hava da çok güzeldi, eşi dostu gördük, hem de işlerimizi toparladık. Kısacası keyifli bir mola oldu bizim için.
 
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
Bence internet. İnternetin gerisinde elbette bir çok teknoloji ve gelişme var ama bir bütün olarak internet dünyanın hem iş yapma biçimini hem sosyal anlamda ilişki kurma biçimini değiştiriyor. Belki içinde bulunduğum sektör nedeniyle böyle geliyor ama internetin paradigmayı tamamen değiştiren bir etkisi olduğunu düşünüyorum ve bence yüzyılın en önemli icadının tartışmasız internet olduğunu söylüyebilirim.

“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Bence ışınlanma makinesi icat edilse hayat çok harika olurdu.

Eklemek istedikleriniz?
Önemli bir iş ortağımız olan ve uzun süredir beraber çalıştığımız Probil’e ve Probil ailesine başarılar diliyorum.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz...

Simternet