Cisco Gelişmekte olan Pazarlar Bölgesi One Cisco Başkan Yardımcısı Kaan Terzioğlu dünyaya bir başkasının gözüyle bakmayı mümkün kılan buluşunu Probil e-bülten okuyucuları ile paylaştı...
Sizin liderliğini yürüttüğünüz One Cisco organizasyonunun hedefleri nelerdir, bu yeni yaklaşım nasıl bir bakış açısı getiriyor?
Cisco bir iletişim platformu sunuyor. Bu platformu katma değere çevirmek için iki önemli unsur gerekli. İlk olarak bu platform üzerinde doğru mimari çözümleri yaratmak, ikincisi ise bu mimari çözümleri sektörel rekabet avantajlarını öne çıkaracak şekilde hayata geçirmek. One Cisco organizasyonu işte bu mimarilerin pazardaki başarısı ve sektörel çözümlerden sorumlu. Ekibimin amacı öncelikle entegre iletişim, sanallaştırma ve sınırsız ağlar mimarileri ile telekomünikasyon, finans, sağlık, eğitim, üretim, kamu sektörlerinde çözümleri müşterilerimize ulaştırmak. Bu amaçla 41 değişik ülkeden yaklaşık 100 kişilik bir uzman kadro kurduk. Bu kadro yerel ekiplerimizde eksik olan uzmanlıkları barındırmayı ve daha uzun soluklu projelere odaklanmayı ve de ürün, hizmet, finansman alanında müşterilerimiz için yaratabileceğimiz tüm değerleri tek bir elden vermeyi amaçlıyor.
Cisco Doğu Avrupa ve Merkezi Asya Başkan Yardımcısı olduğunuz dönemde; Doğu Avrupa bölgesinde, Hırvatistan, Sırbistan Karadağ, Makedonya, Arnavutluk, Kosova ve Bosna Hersek gibi Adriyatik ülkelerinin yanı sıra Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldova gibi Orta Avrupa ülkeleri ve Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’daki Cisco operasyonlarının yönetiminden sorumluydunuz.
Bu kadar zorlu bir görevi sürdürmenize destek veren en büyük motivasyonunuz neydi?
Vizyonu çalışma, ögrenme, yaşama ve eğlenmeye yeni bir yön vermek olan bir şirkette çalışırken, özellikle de gelişmekte olan pazarlarda sunabileceğiniz teknolojilerin o pazarda yapacağı, şirketler için, bireyler için getireceği katma değeri düşününce yorulmak çok zor. Genişbant yatırımlarının ülkelerin ekonomisine, devletlerin demokratikleşmesine, insanların sağlık hizmetlerine erişimine, gençlerin iş bulmalarına, çocukların gözlerindeki parıltıya etkisini görünce insan daha da şevkle çalşıyor.
Göreviniz gereği TelePresence toplantı sistemini ne kadar sıklıkla kullanıyorsunuz?
TelePresence öncesi ve sonrası arasındaki farkları sizden dinleyebilir miyiz?
Haftada ortalama 5-6 adet TelePresence toplantısı gerçekleştiriyorum, bunun yanı sıra yine 1 hafta içinde yaklaşık 15-20 WebEx ses/video konferans toplantısına katılıyorum. İstanbul ofisimizde, bir Cisco TelePresence odası bulunuyor. Bu oda aracılığı ile, 45 ülkede 200 büyük şehirde bulunan Cisco ofislerine bağlanabiliyoruz ve toplantılarımızı sanki aynı masanın etrafındaymışcasına gerçekleştirebiliyoruz. Tamamı farklı ofislerde olan 12 TelePresence odasından aynı anda tek bir toplantıya bağlanılabiliyor. Bölgesel roller üstlenen çalışanlarımız için, bu teknoloji, bir gün içerisinde sanal olarak 5 – 6 farklı şehire seyahat ederek toplantılarını gerçekleştirme imkanı veriyor. Cisco’da 1 ayda, ortalama süresi 1,5 saat olan yaklaşık 40.000 TelePresence toplantısı gerçekleştiriyoruz. Bu sistem ile, sadece bu yıl havayolu ve otel masraflarımızdan yaklaşık 300 milyon dolar tasarruf sağladık.
TelePresence ve ses/video konferans sonrasına baktığımızda örneğin bu yıl Eylül ayında, Cisco olarak çığır açan bir etkinlik gerçekleştirdik. Tüm dünyada 19.000 çalışanımızı 3 gün süreyle yıllık satış toplantımız için sanal olarak bir araya getirdik. Şimdiye kadar, bu kadar insanı sanal ve etkileşimli bir şekilde bir araya getiren başka bir küresel etkinlik yapılmamıştı. Geçtiğimiz 12 ay içerisinde birçok sanal toplantı gerçekleştirdik. 2008 yılı Aralık ayındaki Analistler Toplantısı da 700’den fazla sanal katılımcı ile gerçekleşti. Tüm dünyadaki üst düzey yöneticilerimizi kapsayan yönetim ekibi toplantımızın 2.000’den fazla, San Francisco’da Haziran ayında yapılan Cisco Live Etkinliğinin ise 3.000’den fazla katılımcısı oldu; fakat 19.000 sanal katılımcı bizim için çok büyük bir adımdı.
Türkiye’de bilişim sektörünü ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüz CIO’larının şirketlerin stratejik yönetimindeki artan rolleri konusunda neler düşünüyorsunuz?
Türkiye reel faizin sıfır olduğu, enflasyonun kontrol altında tutulduğu yepyeni bir döneme giriyor. Tüm bunlar olurken Turk insanının satın alma gücü gerek maaş seviyelerindeki artış, gerekse tüketici kredilerindeki yaygınlaşma ile artıyor, insanlarımız mortgage kullanarak bir anlamda tasarruf yapmaya alışmaya başlıyor. Tüm bunlar çok önemli ekonomik, sosyal ve demokratik değişimler. Bu yeni Türkiye’de bireylerin, şirketlerin başarı için yapmaları gerekenler çok farklı. Artık stok tutarak, zam bekleyerek, enflasyon koruması ile yatırım yaparak yöneticilik yapmak fayda sağlamayacaktır. Artık oyunun kuralı üretkenliği artırmak. Üretkenlği artırmanın tek yolu da bilişim teknolojilerini etkin olarak kullanmaktan geçiyor. Türkiye hem yerel talep patlamasıyla, hem de çevre ülkelerin pazarlarında erişimin artmasıyla Bilişim sektöründe ciddi bir çıkış trendini yakalayacaktır.
Probil-Cisco iş ortaklığı konusunda neler söylemek istersiniz?
Probil’in özellikle ileri teknolojiler alanındaki yetkinlikleri, Türkiye’de bu teknolojilerin hızla hayata geçmesini sağlamak açısından son derece heyecan verici. Uzun yıllardır sürdürdüğümüz işbirliğinin önümüzdeki dönemde artarak devam edeceğini ve Türkiye dışına da yayılacağını görebiliyorum. Cisco olarak Probil’i ailemizin bir parçası olarak görüyor, başarıları ile gurur duyuyoruz.
Türkiye’nin gelişmesine yönelik ihtiyaçlarla ilgili görüşünüzü alabilir miyiz?
Hedeflere odaklanmak ve enerjimizi doğru önceliklere harcamak çok önemli. Kanımca Bilişim sektörü olarak, kendi sektörümüzü konuşmaktan çok, diğer sektörlerde yani üretim, taşıma, sağlık, enerji, tarım, eğitim, konut, bankacılık, kamu hizmetlerinde bilişim nasıl daha etkin kullanılabilir, bunu konuşmalıyız. Bu sektörlerde bilişim çözümlerini hayata geçirebilecek ve yönetebilecek iş gücünü yaratmalı, yetkinliklerini artırmalıyız. Bu alandaki açık, hızlı büyüme için en büyük risk olarak karşımızda.
Ada’da doğup büyüdüğünüzü biliyoruz. Bize Büyükada’lı olmaktan bahseder misiniz?
Büyükada, İstanbul gibi büyük bir metropolün hem çok yakınında, hem de çok uzağında olan bir hayat pınarı. Kanımca dünyada benzeri olmayan bir nevi canlı müze. Zaman tüneline binmek gibi birşey adaya gitmek benim için.
Büyükada’daki değişimi en iyi gözlemleyenlerden biri olmalısınız. Eski ve yeni Ada arasındaki en büyük fark nedir?
Göz görmek istemezse, değişimi görmek zordur. Her ne kadar her alanda yenilikçi olsam da konu Ada’ya gelince ben orda hep görmek istediklerimi görürüm, gözlerim kapalı da açık da olsa aynı şeyleri hissederim. Yani anlayacağınız benim bu konuda objektif olmama imkan yok. Yer yer haklı örnekler bile verilse, adalar da bozuldu diye başlayan konuşmalar benim müsaade istediğim zamandır.
İş- özel hayat dengesini kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? (Evetse bunu nasıl başarıyorsunuz?)
Evet dersem yalan olur. Bizim neslimiz bir hata yaptı, geri dönmek zor. Teknolojiyi kullanarak daha az çalışacağımıza biz teknolojiyi kullanarak 7 gün 24 saat çalışmaya başladık. Bu sağlıklı değil. Aslında bu yüzden dünya ekonomileri istihdam yaratmayan büyüme gibi yeni bir olgu ile karşı karşıya. Kendi açımdan bazı aksiyonlar aldım, mesela TelePresence benim haftada 1 gün daha az seyahat etmemi sağlıyor, bunu iki güne çıkarmaya çalışıyorum ve umutluyum, bu haftanın her günü seyahat eden biri için önemli bir iyileştirme. Artık haftanın 4 günü resmi çalışma günü olmalı diye düşünüyorum, bunun sosyal olarak çok olumlu etkileri olacaktır.
Seyahat ettiğiniz ülkeler arasında etkilendiğiniz ve buraya tatil için ayrıca gelmeliyim dediğiniz bir yer var mı? Varsa neresi? Bize de tavsiye eder misiniz?
Yeni kültürlerden, yeni coğrafyalardan etkilenmemek mümkün değil. Benim en heyecanlandığım şehirler, Capetown, Dubai, Tel Aviv, Krakow, Saraybosna, Belgrad, Dubrovnik, Kiev, Tashkent, Buhara, Van, Eskişehir, Rize, Bishkek, Astana, Tiflis, Baku. Dostların olduğu her yer güzel.
Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?
Son iki tatilimi Londra’da geçirdim. Londra gerçek bir dünya kenti, dört beş kent var bu kategoride; New York, Londra, Sanghai, Hong Kong, İstanbul (Tokyo’yu görmedim). Yemek, sanat, tiyatro, alışverişin en doğru sentezi olan şehirlerden biri Londra. Bu ziyaretimde daha önce gitmediğim Tate Modern’i gezdim, en az Nobu, Zuma, Mr. Chow kadar doyurucu idi. Şu sıralar Londra’da Suko’yu tavsiye ederim, çok etkileyici bir Malezya Fusion mutfağı var.
Spor-Müzik-Kitap konusunda Probil e-bülten okuyucularına önerileriniz var mı?
Yeğenlerim Lady Gaga dinliyor, ben de onları takip ediyorum. En sevdiğim kitap Il Principe’dir. Her gün okumakta fayda var. Gods of The Millenium diğer bir favorim, kolay bulunan bir kitap değil, isteyene ödünç veririm.
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
İnternet. Dünyayı dümdüz edecek kadar güçlü bir buluş.
“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Hayatımızı kolaylaştırması önemli değil ama heyecanlandıracak bir buluş isterdim. Hatta sizinle patenti bende saklı olmak üzere bir buluşumu paylaşayım. Düşünün ki milyarlarca insan ve hayvan özel bir gözlük takıyor. Bu gözlüğün 4 ana fonksiyonu var. Dış cephesi kamera, içi tamamen yüksek çözünülürlüklü LCD ekran. Bunu taktığınızda hiçbirseyi çıplak gözle görmüyorsunuz, gözlüğün dış cephesindeki kameranın çektiği görüntü içerideki LCD kamera sayesinde beyninize iletiliyor (versiyon iki’de digital to organic arayüz de olacak). Bu yolla süper insan özelliklerine sahip oluyorsunuz, yani zoom in, zoom out, recording, bilgi bankası sorgulama, yüz tanıma teknolojisi ile gelişmiş hafıza gibi özellikler kazanıyorsunuz. Bu gözlüklerin bir özelliği de birbirleri ile iletişim içinde olmaları. Yani dünyaya bir başkasının gözüyle bakmak mümkün. Başka bir yerde, başkasının gözüyle dünyaya bakmak. Bu gözlükler aynı zamanda büyük bir buluta bağlı. Akıllı bir yazılım, zaman, yer ve milyarlarca kameradan gelen bilgileri işleyip dünyanın 3 boyutlu bir kopyasını yapmış durumda. Siz isterseniz bu dünyada gezebiliyorsunuz. İsterseniz bir tenis maçını şampiyon raketin gözüyle, bir futbol maçını yan hakemin gözüyle seyredebiliyorsunuz. Gözlüğünüzü kiraya vermek, paylaşmak önemli bir gelir kapısı oluyor dünyada....
Bu senaryoda bugün yapılamayacak hiçbirşey (digital to organic arayüz dışında) yok.
Eklemek istedikleriniz?
Eklememek istiyorum, çok güzel sorular sormuşsunuz, benimle yaptığınız söyleşi için tesekkürler.
Bu keyifli röportaj için biz çok teşekkür ederiz