Deneyimli tiyatro oyuncusu Hakan Bilgin, Probil’in TOÇEV için gerçekleştirdiği “Artiz Mektebi” isimli oyunun yönetmenliğini yaptı. Cana yakın ve mütevazi tavırlarıyla kısa zamanda Probil ailesinin
bir üyesi haline gelen Hakan Bilgin, oyunun hazırlıkları sırasında çok keyifli zamanlar yaşadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Probil Amatör Tiyatro Topluluğu ile süregelen yolculuğumuz heyecanla başladı ve çok güzel sonuçlandı. Oynayan, oynatan ve izleyen mutlu ise bunların hiçbirini tanımayan çocuklar, bununla mutlu ediliyorsa, her şey çok daha güzel demektir”
İşletme mezunusunuz ama 25 senedir oyunculuk yapıyorsunuz. Oyunculuğa ilginiz nasıl başladı?
Hepimizin ilkokul, ortaokul yıllarından hatırladığı,, boş derslerde komiklik yapan çocuklar vardır. Biz de o zamanlar Metin Akpınar, Zeki Alasya’yı ve yine o dönem televizyondan izlediğimiz “Nokta ile Virgül” ü taklit ederdik. Öyle öyle yeteneğim demeyeyim de kendimi gösterme derdimin olduğunu farkettim. Sonrasında da ortaokulda okul müsameresi kapsamındaki tiyatro çalışmalarına başladım. Orada ilk temel eğitim aldım. Ortaokulu Ordu’da okurken, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu ‘ndan hocalar geldi, bizi izlediler ve Karadeniz Tiyatrosu Gençlik ekibi oluşturuldu. Ortaokulda ilk oynadığım oyun “Paydos” diye bir oyundu. Ordu belediyesi Karadeniz tiyatrosunda ilk oyunum ise “müfettiş” di… Biletli seyirciye oynadık. Ben daha orta sondaydım ve hayatımın ilk ünlü olma duygusunu orada hissettim. Çünkü bir hafta sonra pidecide pide yerken bir önlüklü çocuk geldi. “Aaaa sen akşamki abi değil misin?” dedi ve ben çok utanarak pideyi yarım bırakarak kaçmıştım. Sahneyi, seyirciyi, sokaktaki insanın nasıl etkilendiğini görüp kendime dair bir ifade tarzı buldum. Babam savcıydı. Küçük yerlerde savcının oğlu, valinin oğlu gibi sıfatlarınız olur. Ben de bundan sıyrılmak için tiyatro, izcilik, halk oyunları gibi etkinliklerde bulundum. Tiyatro onların arasından sıyrıldı. Lise ve üniversite yıllarında çalışmalarıma amatör olarak devam ettim. İşletme’yi kazandım. Konservatuara girmedim, bir yandan hayatımı kazanmam gerekiyordu. Okurken tiyatro devam edince de böyle bir noktaya geldik. Meslek olarak tiyatroculuk yapmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece mutlu olmak istiyordum ve tiyatro beni çok mutlu ediyordu. Hayatımda birçok iş hep beraber gitti, tiyatro da hep beraberinde yürüdü. Beni mutlu ettiği için bazen o öne çıktı. Bir süre sonra hayatımı kazanmama sebep oldu ve bu noktaya geldim. Hiçbir şekilde hayal edip,umut edip şunu almalıyım, bu ödül için yaşıyorum, işte şunu göreceğim diye bir his yaşamadım. Benim için süreç önemlidir ve bu süreçteki mutluluk. Tiyatro benim için hiç amaç olmadı, hep araç oldu. Bazıları için amaçtır, bu yüzden bazıları hayal kırıklığına uğrarlar.
Aileniz size oyunculuk konusunda destek oldu mu? Yoksa başka bir meslek mi seçmenizi isterlerdi?
Her aile çocuğunun mutlu olmasını, çok para kazanmasını, iyi bir işte çalışmasını ister. Ben öğrencilerime aynı şeyi söylüyorum. Eğer siz yapmak istediğiniz şeyi doğru bir şekilde ailenize anlatmayı başarırsanız ve onları ikna ederseniz aileniz en iyi destekçidir. Benim babam savcıydı. Sert mizahlı bir insandı. Ama annem de onun tam tersi dünya seveceni bir insan. Beni sürekli aktivitelere göndermiştir. Annem ben İşletme’yi bitirdiğimde tiyatroya diğer işlerin yanısıra uğraştığım birşey diye bakıyordu. Nöbetçi Tiyatro Ferhan Şensoy sınavına girmeme sebep olan kişi de annemdi. O dönem , arkadaşlarım televizyona çıkıyorlardı, ben tiyatro yapmıyordum. Annem de bu duruma çok üzülerek; “oğlum, nöbetçi tiyatro sınavının ilanını gördüm, istersen bi gir“dedi. Ama annem beni tiyatroya gönderirken, bunu tamamen bir mandolin kursu gibi algılıyordu. Bir sene sonra 10-15 kişi profesyonel kadroya seçildik. Ben o dönem Söğüt Seramik’te çalışıyordum. Genel Müdüre gidip Ferhan Şensoy’la sahneye çıkma ihtimalim olduğunu ve bunun için izin istediğimi söyledim. Annem ile babama da şirket izin vermezse istifa edeceğimi söyledim. Annem “eyvah, yapma” dedi. Beni bu kadar destekleyen annem, işimi kaybedeceğimi düşündüğü için desteklemedi. Babam ise “liseyi okuttum, üniversiteyi okuttum, askerliğini yaptırdım, bundan sonra eğer kendine güveniyorsan yap, ben artık karışmam” dedi. İyi ki de öyle demiş. Öyle demeyip sanat hayranı bir baba olsaydı şimdi aç bir oyuncu da olabilirdim. O zaman ben dedim ki Hakan Bilgin senin şunu çözmen lazım. Hem şirkette çalışacaksın, hem tiyatro yapacaksın. Nasıl yaparsın bunu? İnsanları ikna ederek. Sağolsun çok destek oldular. Sekreterimiz her gelen telefonu iletti. O zamanlar cep telefonu yoktu. Şirkette adım Artiz Hakandı. Aynı satışı sağlayınca dediler ki “bu çocuğa ellemeyelim, yapsın ne yapmak istiyorsa.” Daha sonra Ferhan abiyle Akbank reklamıyla televizyona çıktım. O anda sektörde “televizyona çıkan çocuk , ondan mal alınır” denmeye başladı. Bu populizm yaratıp satışı arttırdı. Şirketin faydasına olan birşey oldu. Ama annem hala “aman oğlum, aman oğlum” şeklindeydi. Bir süre sonra şirketimizin tasviyesi ile, ekip ayrıldı. Sonra başka işler yaptım. Annem hala işimin derdindeydi. Zaten bütün anneler öyledir. Sonra birgün Yılan Hikayesi başladı. Yılan Hikayesi süreci başlamasıyla beraber bizim cebimizde çok para yoktu ama sokakta imza dağıtıyorduk. Bir gün annem, babam, ben bir seyahatteydik. Yılan Hikayesinin en patladığı zaman benden imza alabilmek için garson kızlar kuyruğa girmişti. Babam şaşkınlıkla bakarken, annem gülümsüyordu. O zaman dedim ki “bana iki sene müsaade edin. Oyunculuk konusunda yetenekli olduğumu ispat edebilirsem hem hayatımı kazanabilirim hem de mutlu olabilirim.” Onlar da bana bu izini verdiler ve bu günlere geldik.
Tiyatro oyunlarındaki başarılarınızı biliyoruz. Bunun yanında televizyon dizileri ve filmlerde de rol alıyorsunuz. Sizce ikisi arasında nasıl farklar var? Siz hangisinde görev almaktan hoşlanıyorsunuz?
Ben tiyatroda oynamaktan çok hoşlanıyorum. Tiyatro bizim için hayatla irtibatı kestiğimiz, çok mutlu olduğumuz, her türlü motivasyonu yaşadığımız müthiş bir yer. Televizyonda ise ayrı bir mutluluk yaşıyorum. O da başka bir keyif. Televizyonda oynuyorsunuz, para kazanıyorsunuz. Sokakta sizi gören adam çok mutlu oluyor. Durup dururken bazı insanları mutlu ediyorsunuz. Televizyonun en büyük faydası bu. Mesela ben Toçev’de çalışıyorum. Oradaki çocuklarla buluştuğumda çok mutlu oluyorlar. Bundan daha güzel bir iş olabilir mi? Bakıldığında çok kutsal bir iş. Onun için televizyonun da ayrı bir yanı var. Sinema ise daha tarihsel. Bundan 20 sene sonra benim oğlumun, oğlumun arkadaşlarının izleyeceği filmlerde yer almak da beni mutlu ediyor. Türk sineması tarihinde bir şekilde, bir yerlerinde bulunmak bir oyuncu olarak kariyer açısından çok önemli, aynı zamanda çok keyifli birşey. Yani hepsini ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Biri iyi biri kötü demek yanlış.
Şimdilerde “Çakıl Taşları” adlı dizide oynuyorsunuz ve diziniz yoğun ilgi görüyor. Bize biraz bilgi verir misiniz? Bu projeniz dışında başka projeleriniz var mı?
Bugünlerde Murat Şeker’in yönetmenliğinde “Çakallarla Dans” adlı bir sinema filminde çalışıyorum. Aralık gibi vizyona girecek. O da güzel ve keyifli bir iş olacak. Aynı zamanda “Çakıl Taşları” dizisi var. Çok keyifli bir hikaye. 5 tane üniversiteyi kazanamamış öğrencinin hayata tutunmaya çalıştıkları bir hikaye. Ben de o çocuklardan birinin babasıyım. Açık Aile dizisi ile birlikte artık baba rolü oynamaya başladım. Çakıl Taşları çok iyi bir yönetmen olan Çağatay Tosun tarafından çekiliyor. Çok başarılı bir çalışma yapılıyor. Ekip çok keyifli, çok genç bir ekip. Çocuklar çok büyük bir enerjiyle çalışıyorlar. Bu da aynen ekrana yansıyor. Bu dizide bulunmaktan çok mutluyum. Bazen televizyonda her zaman işin içinde bulunmaktan mutlu olmayabilirsiniz. Ben çok şanslıyım. Bu güne kadar çalıştığım birçok işte çok mutlu oldum. Çok değerli insanlarla çalıştım. Bu da bunlardan biri. Televizyon dizilerinde çalışmak, yeni insanlarla tanışmak açısından çok keyifli oluyor.
TOÇEV kültürlü, bilgili bir nesil yetişmesine katkıda bulunuyor, okumak isteyen fakat maddi olanakları yetersiz olan öğrencilere tahsilleri boyunca olanaklar sağlıyor. Sizin de bir TOÇEV gönüllüsü olduğunuzu biliyoruz. Siz ne gibi çalışmalarda yer aldınız?
10 senedir Toçev’deyim. Profesyonel olarak çalışıyorum. Toçev’in birçok projesinin içerisinde yer aldım. Projenin hazırlanması, sunumu, kullanılması gibi birçok aşamada görev aldım. 4 tane çocuk projesinin oyununun yönetmenliğini yaptım. Bunun haricinde vakıf işletmesinde para kazandıran bir departman vardır . Bir süre onun aktif bir çalışanı oldum. Vakıfta bir masa etrafında oturursunuz ve ne yapılması gerekiyorsa onu yaparsınız. Ben sandviç de, kitap da poşetledim, ambalaj da, dekor da taşıdım. Gidip vakfı temsilen bir yerde sponsorluk görüşmesi de yaptım. Nerde eksik varsa oraya gidip o işi yaptım.
TOÇEV gönüllüsü olarak Probil şirketinin TOÇEV yararına hazırladığı “Artiz Mektebi” adlı oyunda yönetmenlik yaptınız. Bize biraz bu çalışmadan bahseder misiniz? Bu tür çalışmaları sürdürecek misiniz?
Ben 4 şirketi alayım da yürüteyim düşüncesinde olan bir adam değilim. Zamanım yeterse, seversem yapabilirim. Tiyatro, Probil ile ilişkimizi bir dostluğa dönüştürdü. Aramızdaki ilişki hiçbir zaman ben yönetmenim, siz oyuncusunuz, ya da çalışansınız değildi. Başka bir eğlence yakalamaya çalıştık. O eğlenceyi de çok güzel bir yere taşıdık. Müthiş bir disiplinle çalıştık. Aynı disiplinle de çok eğlendik. Ben mutlu olduğum için Probil’le çalıştım. Sadece memurluk olsun diye yaptığım bir iş değildi. Manevi kısmı çok etkendi, Funda çok etkendi. Onun çağrısıyla geldim. Geçen sene de Probil bir tiyatro yapmıştı, o da beni mutlu etmişti. Çalışanların böyle birşeyi organize etmesi çok güzel birşey. İş yerinde herşeyi bırakıp tiyatro yapacaksın, gelirini alıp vakfa bağışlayacaksın... Bu çok şerefli, çok düzgün birşey. Bunun içinde bulunmak hissi zaten beni çok teşvik etti. O nedenle keyifle anacağım, mutlu olacağım bir iş oldu. İnşallah bu sene de uygun olursak yeni bir oyunla, yeni ekiple eğlenmeye devam edeceğiz.
Şu an E.S.E.K (Espri Standartları Enstitüsü Kurumu) Tiyatro Topluluğunda yer alıyorsunuz. Gelecek sezon için ne gibi çalışmalarınız var?
Gelecek sezon “Kaygan Zemin” adlı bir oyun oynanmaya devam ediyoruz. Aynı zamanda “Takım Ruhu” diye bir oyun yazılıyor. Ağustos sonu, Eylül başı gibi oyun provasına gireceğiz. Ekim, Kasım ayı gibi de oyun sergilenmeye başlanacak. Biz de Probil’deki çalışmamız gibi eğlenmek için bir arada bulunan ama profesyonel bir ekibiz. Doğa Rutkay, Uğur Uludağ gibi önemli isimlerin bulunduğu bir ekip. Aynı zamanda E.S.E.K Junier adlı genç bir ekibimizde var. Onlar da bizle beraber çalışmaya başlıyorlar . Bu süreçte aramızda kalfa-çırak ilişkisi başladı. Türk Tiyatrosu için farklı bir şey yapmak için, Türk seyircisine daha farklı bir yerden baktırmayı başarmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
En keyif aldığınız projeniz neydi ve oynamaktan keyif aldığınız belli bir tür var mı?
Özellikle televizyon sektöründe komedi oyuncusu olarak adlandırılıp öyle bir noktaya konduk. “Alacakaranlık” dizisinde biraz Uğur abiyle, biraz da sevgili Kenan ile ciddi bir rol oynamıştık. “Yılan Hikaye” dizisinde de kötü adamdım ama yine de komik bir karakterdim. Çünkü Yılan Hikayesi Amerikan tarzı bir diziydi. Ama tiyatroda yer yer komedinin dışına çıkıp çok dramatik söylemleri olan işler de yaptım. Ama en sevdiğimiz, eğlendiğim “Üçüncü Türden Yakın İlişkiler” adlı oyun. Türkiye’nin birçok yerinde de oynandı. Yaklaşık 3 sezon sürdü. En keyif aldığım işlerden biri oydu.
Televizyon ve sinema sektörü yaygınlaştıktan sonra tiyatroya ilgi azaldı, siz tiyatro’nun geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Benim öyle bir endişem yok. Çünkü tiyatro canlı bir performans. Eğer alternatif sanat değil de teknolojik canlı birşey çıksa endişem olabilir. Ama canlı olmadığı sürece sinema ve televizyon hiçbir zaman tiyatronun yerini alamaz. Eğer siz doğru birşey yaparsanız kitleleri ardınızdan sürüklersiniz. Bizim meslek olarak çok fazla seyirci sıkıntısı çektiğimizi söyleyemem. Çünkü oluşmuş bir seyirci potansiyeli var. O da bizi yıllardır takip ediyor. Seyicilerimiz yine mutlaka değişik birşey yapacaklar düşüncesiyle bizi takip ediyor. Sevdiğimiz için yaptığımız sürece de bu iş hep keyifli yerlere gidiyor. Keyifli olunca da para da geliyor,başarı da geliyor. Devleten gidip 50 milyar alıp bunun 25 milyarını masraf için kullanıp geri kalanını kazancım olarak koyayım diyen biri değilim. 30 sene oynanmış oyunları oynayıpta para kazanılmayacağını, kazanılsa bile mutsuz olunacağını düşünüyorum. Böyle yapanlar diyorlar ki bu millet tiyatrodan anlamıyor. Tabiki gelmezler, çünkü onu zaten seyrettiler.
Oynamak istediğiniz özel bir karakter var mı?
Ben geçmişte polis, kötü adam, transeksüel, baba, doktor oynadım. O yüzden özellikle şunu istiyorum diyemem. Hep vardır ya oyuncular “deli oynamak istiyorum, sarhoş oynamak istiyorum”, der. Öyle bir seçimim yok. Önemli olan neyi oynarsam oynayayım “Acaba içinde misin, onun değil misin?” bunu tartışan bir adamım. Çünkü ben oyunculuğa söyle bakıyorum; oynadığım herşeyde Hakan var. Çünkü Hakan’ın oynadığı bir sarhoş, Hakan’ın oynadığı bir transeksüel, Hakan’ın oynadığı bir patron olduğu zaman samimi olduğuna inanıyorum. Birgün ben Hamlet oynarsam bir yerinde mutlaka bir Karadenizlilik olacaktır diye oyunculuğa bakan bir adamım. Belki de o yüzden Hamlet oynamıyorum. İnsanın kendisinin çok dışında birşeyi oynamaya kalması çok yapıştırma, çok karikatür, çok bana uzak geliyor, samimi gelmiyor. O yüzden benim için en önemli faktör samimiyet. Eğer samimiyet varsa o iş doğrudur. Onun içinde samimi olan her role varım.
Gelecekle ilgili hedefleriniz neler?
Gelecekle ilgili oğlumla ilgili planlarım var. Öncelikle iyi bir eğitim alması. İyi bir eğitim ile o eğitim hayatının sürecini çok keyifli geçirmesi, mutlu olması, sağlıklı olması. Herhalde gelecekle ilgili tek planım bu. Onun haricinde ulaşabileceğim herşeye ulaştım. Daha iyi bir hedefe ulaşma gibi bir derdim yok. Ne olabilirim ki? Zaten iyi bir hayat yaşıyorum. Ben 20 sene önce hayata Karadeniz’den bakarken gerçekten İstanbul’da o zaman tanışma ihtimalim olmayan insanlarla tanışabileceğimi hayal etmiyordum. Hayal etmediğim insanlarla tanıştıp oturup rakı içebiliyorum, sohbet edebiliyorum, telefon açıp abi bunu neden böyle yaptınız diye sorabiliyorum. Bu noktaya gelmişsem ben halimden çok memnunum. Bu yüzden bugüne kadar yaptığın neyse Hakan bu çok doğru, buna devam et diyor, hayat bana. O zaman ben de buna devam ediyorum. Para gelirse hayır demem tabi ama doğru şeyler yaparsanız o geliyor zaten. Yeni bir şey yapmalıyım, kendimi değiştirmeliyim, radikal kararlar vermeliyim demek bana doğru gelmiyor.
Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız? Özel olarak yapmayı sevdiğiniz ya da gitmekten hoşlandığınız bir yer var mı?
Çalışmadığım zaman çok fazla yok. Özellikle kendim için yaptığım şöyle huylarım vardır. Örneğin; sunuculuk teklifi aldım, bir paraya anlaştık. Mutlaka kendime o paranın bir kısmıyla hediye alırım. Ayrıca tek başıma sinemaya gitmeyi, arkadaşlarımla playstation oynamayı çok severim. Oğlumla eğlenerek vakit geçirmeyi çok severim. Çünkü bazen eğlenmek için değil, mecburen vakit geçirmek oluyor. O eğleniyor, sen başında duruyorsun. Benim de eğleneceğim şeyleri çok seviyorum. Evde kendi kendime üç tane DVD filmi peşpeşe seyretmek bende kalp çarpıntısı yapıyor, öyle bir zaman yarattığım için çok mutlu oluyorum. Yine evde hazırlanırken müzik dinlemeyi seviyorum.Tek başınayken bağıra bağıra müzik dinleyebiliyorsun. Bu da çok keyifli.
Çocuğunuza zaman ayırabiliyor musunuz?
Annesiyle yaşadığı aşk dolayısıyla eşim yoğun olduğu zamanlarda oğlumla daha çok başbaşa kalabiliyorum. O zamanlarda çok güzel bir paylaşım yaşıyoruz. Ama Çiğdem oradaysa, o zaman şöfor, bavul taşıyıcı, akraba statüsüne geçip bir anda daha uzak kalıyorum. Ben şimdi biraz daha büyüyüp erkeksi bazı hareketlere geçmesini football, kavga, dövüş gibi erkek sohbetine geçtiği zamanı bekliyorum. O zaman daha keyifli günler geçireceğiz.
Keşke icat edilseydi de hayatımız kolaylaşsaydı dediğiniz birşey var mı?
Zaten yapılan icatlar, bulunan şeyler beni aşmış durumda. Onların hepsini uygulayabilen biri değilim. Şöyle bir anımızı anlatayım. Probil ekibiyle ilk provamızda oyunculuk üzerine konuşuyoruz. Ben birşey gösteriyorum onlarda “aaa, nasıl yaptı? diyorlardı. Ben dedim ki “Ben 25 senedir bu işi yapıyorum. Siz de senelerdir bilgisayar sektöründe çalışıyorsunuz. Ben bilgisayara ne kadar cahilce bakıyorsam siz de oyunculuğa öyle bakıyorsunuz. Kendinizi lütfen kötü hissetmeyin. Çünkü siz de bu konuda çok acayipsiniz ve ben çok cahilim.” Gerçekten mail bakmaktan, ve en iyi bildiğim şey excelden başka birşey bilmiyorum. Dolayısıyla ben teknolojik olarak gerçekten çok gerideyim. Bir buluş olarak bakarsan zaten fazlasıyla bulunmuş durumda. Daha da yapmasınlar artık.
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
Playstation.
Eklemek istedikleriniz?
Probil’le çalışmaktan çok mutluyum. Ben de pozitifimdir, kötü biri değilimdir ama Probil’de çalışanları özel olarak bir seçimden geçiriyorlar sanırım. Çünkü acayip bir enerjileri var, insanı mutlu eden bir enerji. Ben Probil’in logosunu gördüğümde bile gülümseyebiliyorum. Bana herhangi bir mail düştüğünde gülebiliyorum. Bu enterasan birşey. Çok güzel bir duygu. Zaten vakfa dair birçok şey yapması, tiyatro ile ilgilenmesi ve birçok sosyal konuda, sürdürülebilir olmasa bile bir sürü bir iş yapmaları çok doğru bir grupla çalıştığım düşüncesini doğuruyor. Bana da çok keyifli bir sene yaşattılar. Hiç beklemediğim insanlardan o yaptığımız işe dair çok pozitif şeyler duydum. Kariyerim açısından da çok mutlu ediciydi. Onlara da burdan tekrar teşekkür etmek istiyorum.
Bizlerden de sonsuz teşekkürler...
