Ekim Baykara: İşini seviyorsan bu artık bir görev olmaktan çıkar, tutku haline dönüşür ( Haziran 2009) 
 
 

Radyolarınızdan uzun yıllardır  “haber bültenimize hoşgeldiniz. Ben Ekim Baykara” sloganı ile sesini bize ulaştıran Ekim Baykara ile Mayıs ayı röportajımızı gerçekleştirdik. , Bulunduğu radyolarda ağırlıklı olarak haber spikerliği yapmış olsa da dönem dönem program da hazırlayan ve sunan , son günlerde JOY FM’de  “Morning Joy” adında program ile sabah programları içerisinde adından oldukça bahsettiren Ekim Bey’ e bu hoş sohbetten dolayı teşekkür ederiz. 

 

Radyo programcılığı, haber spikerliği, seslendirme, DJ’lik...Bu kadar iş arasında sizin önceliğiniz nedir?
Radyoculuğa 1995 yılında başladım, 2001 yılına kadar sadece sunuculuk tecrübem vardı, o dönemde ekonomik kriz beni kendimi geliştirmeye yöneltti, farklı radyo ve kurumlarda müzik direktörlüğü ve sonra da haber spikerliği geldi. Eğer Türkiye’de çalışmak için medyayı seçme cesaretini gösterdiyseniz değişime ayak uydurmanız gerekir.
Saydığınız alanların hepsi birbiriyle bağlantılı, her biri hayatımın farklı dönemlerinde öne çıktı, ancak mesleğe radyo programcılığıyla başladığım için tabii ki yeri  apayrı, Joy FM’de devam eden programımda farklı alanlarda tecrübe edinmenin faydalarını görüyorum.

Türkiye’de radyoculuk ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
TRT’yi ayrı tutarak sorunuzu özel radyolar açısından yanıtlamam daha doğru olur. Ülkemizde yaklaşık 17 senedir özel radyolar yayında ve bu süreyi özel radyoların ve radyoculuğun gelişimi açısından birkaç döneme ayırabiliriz.
1992’de bu işe ilk başlayanlar ki ben onlara birinci kuşak radyocular diyorum, onların bir çoğu artık radyodan uzaklaştı, televizyona ya da farklı alanlara kaydı.
Türkiye’de yerel ve ulusal anlamda asıl patlama 90’ların ortalarında gerçekleşti. Benim de içinde bulunduğum ikinci kuşak radyocular için bu hem şans hem de şansızlıktı.
Şans diyorum çünkü, müthiş bir serbestlik vardı, istediğiniz tarza yakın radyo bulabilirdiniz, güçlü medya grupları ticari kaygı duymadan çok keyifli radyo projeleri hayata geçirdiler, bunların içinde bulunmak bizim için müthiş bir tecrübe oldu,
Ancak o serbestliğin yan etkileri de vardı, mesela frekans kirliliği, teknik yetersizlikler, bu işe başladığımız yıllarda kasetçalarla yayın yapar stüdyoda çay demlerdik..
Şimdiyse artık herkes haklı olarak ticari kaygı duyuyor, ve reklam pastasından dilim kapabilmek için popüler eğilime kayıyor.. Artık Türkiye’de işin boyutu değişti, radyoculuk yabancı yatırımcıların bile ciddi rakamlarla girdiği bir sektör haline geldi.

Günümüz radyo spikerlerinin  sosyal sorumlulukla ilgili rolleri konusunda neler düşünüyorsunuz?
Bu bizim açımızdan en çok tartışılan konuların başında geliyor. Özel radyoculuğun başladığı ilk yıllarda radyocular; insanları sadece eğlendiren kişiler olarak görüldü. Aslında bir bakıma da öyleydi. Ta ki 1999 depremine kadar.. Depremde özel radyoların sadece müzik kutusu olmadığı aslında bilgilendirme işlevinin de çok önemli olduğu hatırlandı.
Depremi yaşadığımız gece meslektaşlarımız yaptıkları canlı yayınlarla çok büyük bir sorumluluk üstlendiler, bu tabii sadece bir örnek. Bugüne kadar birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirildi. Ama bu konularda radyonun televizyon kadar etkisi yok. Bunu da kabul etmek gerek.
Bütün yayıncılar belli bir ilke ve duyarlılıkla hareket etmeli ama bu demek değildir ki herkes sosyal bir rol üstlensin..
 
Geçtiğimiz günlerde önemli bir yayın organında, en çok sevilen radyo programlarında ilk 10 ‘a girdiniz. Bu kadar sevilen bir radyo programcısı olarak bu işi yapmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz?
Bir insanın yaptığı işi sevmesi önemlidir, hatta en önemli şeydir. Eğer işini seviyorsan bu artık bir görev olmaktan çıkar, tutku haline dönüşür. Eğer yayınını mutlu yapıyorsan radyonun diğer ucunda seni dinleyenler bu mutluluğu algılar ve ortak olurlar. En büyük hobimin aynı zamanda mesleğim olması benim için büyük şans.

Uzun yıllar, hem radyo programcılığı hem de haber spikerliğini bir arada götürdünüz.  Günün erken saatlerinde başlayan maratonunuzda, dinleyiciye iki farklı kimlik sunmak sizi nasıl etkiledi? Yorumunuzu alabilir miyiz?
Aslında ikisi birbirinden çok farklı.
Radyo programında patron sizsiniz, eğer iyi bir yönetimle çalışıyorsanız kafanızdakini yapmak için bir engel yok. Yapar ve başarılı olursanız meyvesi hemen gelir.. Program sizinle özdeşleşir. Sizin bir parçanız olur.
Haber ise çok farklı, haber spikerinin öncelikli görevi bilgi vermek. Siz sadece bir aracısınız. Duyguya yer yok, size ters gelse bile haber niteliği olan her şeyi aktarmak zorundasınız ve asla haberin önüne geçemezsiniz, zaman zaman bazı spikerler bu hataya düşebiliyor. Ama haber sizinle ilgili değilse mesafeyi korumanız gerekir.
Şimdi her iki tecrübeden de yararlanıyorum. Joy Fm’deki programım müzik ağırlıklı olsa da insanların sabah sabah duymak isteyecekleri şeyleri seçerek programa katıyorum. Aslında şöyle diyebiliriz, haberci bakış açısına dj yorumu getiriyorum.

İş - özel hayat dengesini kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? (Evetse bunu nasıl başarıyorsunuz?)
Her sabah 04.30’da kalkıyorum, programım saat 10’da bitiyor, öğlen radyodan çıkıyorum, günün kalanı benim. Tek özlediğim şey  sabah uykusu ve çalar saat yerine bir öpücükle uyandırılmak…

Oldukça zengin bir müzik arşiviniz olduğu yönünde duyumlar aldık. Bu arşivi ileride özel projeler ile değerlendirmeyi düşünüyor musunuz? (Evetse içerikten bahsedebilir misiniz? )
Haber kaynaklarınız beni şaşırttı.. Zamanlamanız da mükemmel, aslına bakarsanız, bir internet radyosu var aklımda. İçeriği biraz farklı, tamamen kendi müzik zevkimi yansıtabileceğim, ticari bir yönü bulunmayan megaloman bir radyo düşünüyorum. Ama henüz fikir aşamasında.

Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?
Canlı yayın yaptığımız için yerimizi birine bırakma veya çok uzaklaşma şansımız yok, belki de işimizin tek olumsuz yanı bu. Kışın pek bir yere kımıldayamıyoruz.
Yazları ise tatilimi Bozcaada’da geçirmeyi seviyorum, orada geçirdiğim bir hafta bana 6 ay yetiyor.

Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
Tabii ki ginger değil, Ana geçim kaynağım olduğu için bu soruyu radyo diye yanıtlamak isterdim ama internet teknolojilerini görmezden gelemeyiz. İnternet 10 yıl öncesine göre hayal edilemez bir konumda. Yurt dışında yazılı basın başta olmak üzere medya hızla internete yöneliyor, bir çok gazete ve dergi artık sadece internetten yayımlanıyor. Bence uzun vadede internet popülerliğini artırarak sürdürecektir.

“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Bu benim gibi bilim kurgu hayranı biri için kışkırtıcı bir soru, ne diyebilirim ki başkalarının tecrübelerini kendinize yükleyebileceğiniz bir icat hoş olurdu, bu bize hem fırsat eşitliği yaratır hem de fazlasıyla zaman kazandırırdı.

Eklemek istedikleriniz?
Benim için çok keyifli bir sohbet oldu teşekkür ederim.

Ekim Baykara ile Morning Joy’u hafta içi her sabah 100.6 Joy FM de 06:00 – 10:00 saatleri arasında dinleyebilirsiniz.

Simternet