Pazarlama dünyasının tecrübeli ismi Cihan Kırımlı: Yaratıcılık, yenilikçilik, ve cesaretin sınırlarını rakipler belirliyor (Nisan 2011) 
 
Uzun yıllar pazarlama dünyasının içinde olan Brandmark yönetici ortağı  Cihan Kırımlı  ile pazarlama dünyası ve gelişimi üzerine keyifli bir röportaj yaptık...

Probil e-bülten okuyucularına kendinizi tanıtır mısınız?

ODTÜ Endüstri Ürünleri tasarımını bitirdikten sonra yine ODTÜ'de İşletme yüksek lisansı yaptım.  İş hayatıma Procter & Gamble'ın Satış bölümünde başladım. Sonrasında, Panda, Boyner Holding, Burger King, Mey gibi firmalarda pazarlama alanında üst düzey görevlerde bulundum.  Şu anda, kurucusu olduğum Brandmark'ın yönetici ortağıyım. İş, pazarlama ve marka stratejileri konusunda konuşmacı ve danışman olarak da zaman zaman görev almaktayım.

Pazarlama dünyasına nasıl katıldınız? 

Endüstri Ürünleri Tasarımından mezun olduktan sonra, buradan aldığım yaratıcı problem çözme disiplinini yöneticilik vasıflarıyla birleştirmek istedim. Bunun için en uygun alan ise pazarlamaydı.  İşletme yüksek lisansımı da pazarlama üzerine odaklanarak yaptım.

 Pazarlama alanında örnek aldığınız kişiler kimler?

Tek bir kişi yok elbette. Pazarlama bir takım oyunu ve sonuçlara endeksli bir disiplin. Ünvan olarak belki pazarlama yöneticisi olmayan ancak yaratıcı çözümlerle başarılı olan kişileri sayabilirim. Dünya çapında saymak gerekirse (elbette) Steve Jobs, Jonathan Ive, John Grant, Richard Branson'ı ilk aklıma gelenler olarak sayabilirim. Ancak, pazarlamanın temeli olan strateji alanında ise Erwin Rommel,  Carl von Clausewitz gibi askeri strateji dehalarını da dışarda bırakamam.

Türkiye’de pazarlamanın gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye çok önemli ve dinamik bir pazar.  Çok değişken ve kırılgan ekonomik yapısı uzun vadeli stratejilere, marka ve ürün geliştirme yatırımlarına pek izin vermiyor. Dolayısıyla, tüm firmalar kısa vadeli, ani etkili stratejileri benimsiyor. Bu da uygulama kalitesine yansıyor. Stratejik olarak iyi düşünülmemiş, yaratıcılık olarak yeterince farklılaşmamış sonuçlarla karşılaşılabiliyor. Kültürel olarak da yeni uygulamalara çok açık olduğumuzu düşünmüyorum. Özellikle de yöneticiler bazında oldukça tutucu ve risk almaktan kaçınan bir profil hakim. Yaratıcılık, yenilikçilik, ve cesaretin sınırlarını rakipler belirliyor.

Firmalar pazarlamayı işlerini geliştirmek, daha fazla para kazanmak için stratejik bir araç olarak değil, daha çok herkes kullandığı için kullanılan, sonuçları takip edilemeyen, ölçülemeyen, dahası olmazsa da olabilecek bir masraf kalemi olarak görebiliyor. Satışlar düştüğü zaman pazarlama harcamalarını kısmak gibi yaygın bir uygulama bunun önemli bir göstergesi kabul edilebilir.

Türkiye’de, genellikle, ajanslar müşterilerini mutlu edebilmek ve kaybetmemek amacıyla tamamen müşterinin beklentilerine odaklı iş çıkarıyorlar. Bu da yaratıcılık düzeyini ve sonuca etki eden çözüm yaratma yetisini olumsuz etkiliyor.  Etkinliğin azalması kredibiliteyi de azaltıyor elbette.

Batılı ülkelerde ajanslar daha çok performansı artırmaya yardım eden danışmanlar ve çözüm ortakları gibi çalışır.  Kendi alanlarında geliştirdikleri çözümler müşteriler tarafından daha fazla saygı ve kabul görür. Ancak, sonuca etkisi de sorgulanır.

En keyif aldığınız projeniz hangisiydi? Dünyada yapılmış diğer pazarlama çalışmalarından en çok beğendiğiniz örnek bir projeden de bahseder misiniz?

Profesyonel olarak çalıştığım zamanlarda yer aldığım bir kaç projeden söz edebilirim. Mey'de iken Yeni Rakı'nın ve Tekel Birası’nın relansmanları; Binboa Votka’nın yeniden yaratılması ve kampanyalarını sayabilirim. Ayrıca Burger King'de markayı yeniden konumlayarak, bir seri kampanya ile dünyada ilk olarak liderliği ele geçirmemizi de ekleyebilirim.

Brandmark'da ise her proje ayrı bir tatmin ve keyifle geliyor. Çok farklı müşteri ve kategorilerde yaratıcı çözümler getirebilmek başlı başına bir keyif.

Dünya'da Diesel'in kampanyalarını çok cesur ve farklı buluyorum.  Bunlara ek olarak Nike ve Adidas'ın da yaklaşımları ve kampanyaları oldukça başarılı. Farklı bir örnek vermek gerekirse,  son otuz yılın en başarılı marka yönetimi örneği olarak Madonna'yı söyleyebilirim.

BrandMark’tan ve çalışmalarından bahseder misiniz?  Probil ile gerçekleştirdiğiniz çalışmayı da anlatır mısınız?

Brandmark üç yıl önce kurulan oldukça genç, ancak kurucuları ve çalışanları açısından oldukça tecrübeli ve kariyerli bir firma. Ayrıca, dünyanın en büyük bağımsız marka ajansı Dragon Rouge'un da Türkiye temsilcisi.  Üç yıl gibi kısa bir sürede, Kale grubu, Mey, Efes, Finansbank, Eczacıbaşı, Komili, Tellcom, Eti, Probil  gibi sektörlerinin en önemli firmalarına hizmet verme şansını bulduk.

Probil ile gerçekleştirdiğimiz çalışma, özetle, markanın iletişim platformunu kurgulamak ve uygulamak oldu.  Teknoloji alanında çok önemli çözümleriyle farklı bir yere sahip firmanın, son derece sofistike ürünlerinin farkını en basit şekilde ifade etmek gibi zor bir hedefimiz vardı.  Ayrıca,  teknoloji alanında herkesin kullandığı dilin dışına çıkıp farklılaşmak gibi de bir yol seçtik. Bunu en çarpıcı ve net şekilde anlatmak için doğadan esinlendik. Probil çözümlerininve ürünlerinin herbirini doğadaki eşdeğeri / benzeri ile eşledik. Sonunda, ortaya çarpıcı, dikkat çekici, basit ve net bir anlatım çıktı.

Pazarlama alanında kariyer yapmak isteyen gençler ne gibi özelliklere sahip  olmalı? Bu alanda kariyer yapmak isteyen gençler nasıl bir yol izlesinler?

Pazarlama, analitik yetenekler kadar yaratıcılık gerektiren bir disiplin. En önemlisi ise kişinin sürekli olarak kendini geliştirmesi için araştırması, öğrenmesi, sorgulaması.  Pazarlama statik bir alan değil. Sürekli değişen,gelişen bir doğası var. Buna pazarlama profesyonelinin de uyum sağlaması gerekir. Başarılı pazarlama formülleri geçmişe aittir. Yeni problemler yeni ve yaratıcı çözümlere ihtiyaç duyar.

Akademik olarak farklı disiplinlerde eğitildikten sonra MBA yapmaları en uygun yol denilebilir. Ancak, en önemlisi sürekli olarak kendilerini geliştime güdülerini canlı tutmaları ve meraklı olmaları. Sosyal hayatın içinde olmak da önemli bir nokta. Pazarlama sosyal bir disiplindir.

Bize bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi anlatır mısınız? Hobilerinizden söz eder misiniz?  

İş dışında, genellikle dışarda ve farklı yerlerde yemek yerim. Bu anlamda yemek yemek karın doyurmaktan çok sevdiğim bir "eğlence"dir. Yeni şeyleri, yerleri denemeyi severim.  Her türlü yemeği severim, yeterki iyi yapılsın. Bir şeyi yerinde ustasından tatmanın keyfini de hiç bir şeye değişmem tabii.

Yurt dışında da her seferinde farklı yerlere gitmeye, görmeye çalışırım. Farklı kültürleri görmek, öğrenmek, tatmaktan ayrı bir haz alırım.

Özellikle rock müziği dinlerim ve önemli grupların konserlerini de kaçırmam. Eskileri olduğu kadar yenileri de takip ederim.  Şu aralar en çok Muse ve Slash dinliyorum sanırım.

Mümkün olduğunca çok kitap okumaya çalışırım. Aynı anda bir kaç kitap okumak gibi garip bir huyum vardır. Mood'uma göre değiştirerek okurum. Strateji kitaplarına meraklıyım elbette. macera, bilim kurgu ve gerilim romanlarını da severim. Stephen King'in bütün kitaplarını okudum sanırım. Şu ara John Perkins'in Kafes'ini ve Hugh Laurie'nin Silah Tüccarı'nı okuyorum.

Bunun dışında her türlü spora meraklıyım. Basketboldan paragliding'e kadar çoğunu da yaptım. Fakat uzun yıllardır en büyük tutkum kayak.  Her sene farklı bir yere gidip kaymaya çalışıyorum. Türkiye'nin ve Avrupa'nın hemen hemen her yerinde kaydım diyebilirim.

Teknolojiyle aranız nasıl? Çalışmalarınızda teknolojiden ne ölçüde faydalanıyorsunuz?

En yeni teknolojileri takip etmeye ve kullanmaya çalırım. Yıllardır sadık bir Apple kullanıcısıyım . Entegre olarak tüm ürünlerini hayatıma sokmaya çalışıyorum ve keyif alıyorum.

Teknolojinin işimi kolaylaştırdığı gibi yaşam kalitemi de artırdığını düşünüyorum.

Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?

TV ve internet ilk aklıma gelenler

“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?

 Her gün dediğim bir tane var : Teleportasyon :)

 http://twitter.com/#!/cihankirimli

Simternet