Seramik ile tanışmanız nasıl oldu? Sanat sevginiz nasıl başladı?
Seramikle öğrencilik yıllarımda tanıştım ve çok sevdim. Çamurla çalışmak bana her zaman çok eğlenceli gelmiştir. Herkese denemesini öneriyorum. Atölyeme gelen konuklara birer parça çamur vererek, denemelerini öneriyorum. Birçoğu seramikle ilgilenmeyi sürdürüyor.
Bir yandan iyi bir tıp doktoru olmak bir yandan da sanatçı kimliğinizi beslemek zor olmuyor mu?
İkisinin birlikteliği başarıyı artıran bir faktör olabiliyor. Tıp da aslında bir sanat ve el becerisi gerektiriyor. Sanatla uğraşmamın daha güzel burunlar yapabilmemde yardımcı olduğunu düşünüyorum. Sanatta da, tıptan faydalanmak mümkün. İkisini birlikte yürütmekten mutluyum.
Biz sizi “kalbi cama işleyen doktor” olarak tanıyoruz. Duyguları cama taşımayı nasıl başardınız?
Ben öncelikle Kulak Burun Boğaz alanındaki yapıları seramik ve cama yansıtmaya çalıştım. İnsan vücudunda gözle görülebilen veya mikroskobik düzeyde çok güzel yapılar var.
Daha sonra bir kongre için akciğerlerle ilgili bir seri çalışma yaptım ve bir katalog hazırladım. Kalp ise en anlamlısıydı. Önce anatomik yapılar ve damarlarla başladım. Sonra yaralı kalp, uçarı kalp derken, duyguları cama taşımayı amaçladım. Bu sergi basına “kalbi cama işleyen doktor” olarak yansıdı.
Tıp, estetik, sanat, sergiler, ödüllerle dolu yaşamınızda sizin önceliğiniz nedir?
Tabii ki eşim ve çocuklarım. Öncelik her zaman onların. Daha sonra tıp ve sanatı birlikte yürütmeye çalışıyorum. Biri işim ve çalışmak zorundayım. Diğeri ise çok sevdiğim hobim.
Düzenlediğiniz “Burnun Yeniden Doğuşu” duyduğumuz en ilginç kurslardan biri.. ’Burnun Yeniden Doğuşu’ konulu kursta, Türkiye’de çeşitli hastanelerinden doktor ve asistanlara çamur heykel üzerinde burun estetiği eğitimi verdiniz. Bu kursların değeri anlaşılıyor mu? Sürdürmeyi planlıyor musunuz?
Bu kursların değeri tabii ki anlaşılıyor ve çok ilgi çekiyor. Çünkü benzeri yok. Kasım ayında bu kursların 15.sini gerçekleştireceğiz. Güzel burunlar yapabilmek için, yüz ve burun oranlarını çok iyi özümsemek gerekiyor. Üç boyutlu düşünme ve planlama eğitimimizde yer almadığı için öğrenme ve ilerleme aşamasında çamurdan yararlanmak çok yardımcı oluyor. Önce çok büyük burunlu masklar vererek, burunu küçülterek yüze uygun hale getirmelerini istiyorum. Daha sonra burunsuz heykeller vererek, çamurdan burun eklemelerini istiyorum. İsteyenler hayal ettikleri burunları deneyerek, sonucunu görme şansına sahip oluyorlar. Tıpla ilgili olmayan gruplar da bu çalışmalardan çok zevk alıyorlar.
Aynı kursu Düseldorf ve Amsterdam’da da düzenledim.
Eskişehir’in gitgide güzelleşen bir şehir olması sizin gibi sanatçıların orada yaşamasında etken mi? Eskişehir birgün Türkiye’de sanatın merkezi olur mu?
Eskişehir Yılmaz Büyükerşen sayesinde son yıllarda çok güzelleşti. Güzelleşmeye devam ediyor. Biraz vaktim olunca Kent Park a gitmek istiyorum. Şehirde nefes alan yerler oldu bizim için. Bilim Parkı da Eskişehir in bugüne kadar hiç sahip olmadığı bir imkan.
Prof. Dr. Cemal Cingi ‘nin öğrencileri tarafından bu kadar çok sevilmesinin sırrı ne olabilir?
Belki onlara farklı yaklaşıyor olmamdan hoşlanıyorlar. Onlarla daha yakın, sıcak ve arkadaş gibi olmaya çalışıyorum. Tüm hocalar sözel olarak bunları söylerler, ancak sanırım ben daha iyi gerçekleştiriyorum. Onlara değer verdiğimi hissettirmeye çalışıyorum.
Kaçkar Dağlarına gerçekleştirdiğiniz zirve tırmanışından bahseder misiniz? Bu kadar çok uğraşa nasıl zaman ayırıyorsunuz?
Benim ilk zirve deneyimim Kaçkar’dır. Küçük oğlum Alp Cingi ile birlikte Kaçkar dağlarında çok güzel günler geçirdik. Daha sonra kendimizi daha çok dağcı hissederek yine Alp le birlikte Klimanjaro zirvesine çıktık. Tabii ki o daha büyük bir mutluluktu.
İş- özel hayat dengesini kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? (Evetse bunu nasıl başarıyorsunuz?) Bu çalışma temposunda ailenize, oğullarınıza zaman ayırabiliyor musunuz?
İş ve özel yaşam dengesini kurmak biraz zor oluyor. Çünkü çalışmayı çok seviyorum. Çocuklarımız 18 ve 24 yaşına geldiler. Net olarak söylemeseler de artık bizimle daha az zaman geçirmek istiyorlar. Eşim çok anlayışlı ve çok özel bir insan. Kongre seyahatleri sonrası eve daha mutlu ve pozitif döndüğümü görüyor.
Tatillerinizi nasıl geçiriyorsunuz? En son gittiğiniz seyahati bizimle paylaşır mısınız?
Tatillerimi eşim ve çocuklarımla birlikte geçirmek için gayret gösteriyorum. Ancak bu giderek zorlaşıyor. Büyük oğlum Yeditepe Üniversitesinde çalışmaya başladı. Artık tatili daha sınırlı.
Son gittiğim tatil kayak tatiliydi. Aktif ve dinamik tatilleri seviyorum. Güneş altında şezlongda uzanarak tatilden hoşlanmıyorum.
Teknolojiyle aranız nasıl? Çalışmalarınızda teknolojiden ne ölçüde faydalanıyorsunuz?
Ben aramın iyi olduğunu zannediyorum. Ama çocuklarım bana çağ dışı olduğumu söylüyorlar. Çünkü onlar gibi tek parmakla, bakmadan mesaj yazamıyorum. Bende buna karşılık klavyeli telefon kullanıyorum.
Gelişen teknolojinin hayatımızı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Gelişen teknoloji tabii ki hayatımıza büyük ölçüde kolaylık getiriyor. Daha önce yapmakta zorlandığımız şeyleri çok kolay yapabilir hale geldik. Ve geleceğiz.
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
Yüzyılın en önemli icadı cep telefonumu? Yoksa email mi? Karar veremedim. Ayda ortalama 1000 dakika telefonla konuşuyorum ve 3000 civarında email alıp, cevaplıyorum. Sonuçta ikisi de iletişim aracı olduğu için benim için iletişimin önemli olduğu sonucuna vardım.. Cep telefonu olmadan ne yapardık bilmiyorum.
“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Evet, benim sorunum düşündüğüm kadar hızlı yazamamam. Düşündüklerim bilgisayara aktaracak bir yöntem bulunsa, hayatım kolaylaşacak. Düşündüğüm formu heykel haline getiren bir araç da çok yararlı olurdu. Ama heykel yapma süreci de çok zevkli olduğu ve henüz yapabildiğim için şimdilik bu icada ihtiyacım yok. Ama belki 10 sene sonra gerekli olacak
Sevgilerimle