Sıradanlığın ve alışıla gelmişin dışında belgesel çalışmalarıyla sualtı turizmimizin tanıtılmasında önemli katkıları bulunan ve sualtı belgeselleriyle hem yurt dışında hem de ülkemizde çok sayıda ödülün sahibi olan Bengiz Özdereli’yle derinliklerdeki çalışmalarıyla ilgili konuştuk. Asıl mesleği mimarlık olan Özdereli’nin suların altındaki serüveni nasıl başladı, nerelere geldi? Özgün yaklaşımlar ve projelerle hep daha iyisini yapabilmenin peşinde koşan Özdereli’nin sualtını ekranlara taşıyan kamerasına arkadaşlık etmeye, yolculuk öyküsünü dinlemeye hazır mısınız?
Öncelikle, SUALTICI “Bengiz Özdereli” KİMDİR…
1959 İstanbul doğumlu İTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu 28 senelik mimar ve tasarımcı. Fotoğraf çekmek çocukluğundan beri uğraşı. Deniz tutkusu ve denizaltı vazgeçemediği yaşam tarzı...
Sualtında fotoğraf çekmeye 1992 de başladı. Daha sonra hareketli görüntülerin sualtını daha iyi anlatabildiğini görüp videoya geçti.
Görüntüleri ile katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalarda otuzsekizden fazla ödül aldı.
Türkiye sualtı federasyonun düzenlediği sualti fotoğraf ve video yarışmalarında 2000 senesinden beri son sekiz yıldır jüri üyeliği, Kemer tanitim vakfinin organizasyonu uluslararası sualtı görüntüleme yarışmasında 2004 senesinden 2008 senesine kadar organizasyonunda jüri üyeliği, Caddebostan Balıkadamlar Kulübü organizasyonu, Uluslararası Marmara Sualtı festivallerinin tümünde organizasyon, 2004 organizasyonundan beri jüri üyeliği ve son iki yıldır jüri başkanlığı yaptı.
Çek Cumhuruyeti, Paf Tachov`da ikincilik, büyük ödül, jüri özel ödülü,
Fransa, Antibes `de Fransız sinema ve video federasyonu özel ödülü,
İtalya, Roma`da Pelagos jüri özel ödülü, İtalya, Trofeo Delle Bocche / Eco Sub yarışmasında jüriden sosyal mesaj ödülü, Belgrad, sualtı film festivalinden festival birinciliği, Slovakya, High Tatras sualtı film festivalinden jüri özel ödülleri alması ile uluslararası camiada Türkiye`nin adını sualtı videoda da başarı ile yazdırmaktan büyük kıvanç duymakta.
Altı yıldır Uluslararası Marmara Sualtı Görüntüleme Festivalinin organizasyonunu onurla yapmaya devam eden ekipte bulunarak Türkiye’nin uluslararası sualtı arenasında hakettiği yere gelmesine çalışmakta.
Türkiye`nin birçok kıyısında dalarak kıyılarımızın sualtı güzelliklerini gösteren belgeseller hazırladı.
Malezya, Endonezya Yeni Zellanda, Karaip Denizi, İngiliz Kolombiası ve Maldiv Adalarında yüzlerce dalış bölgesinde ve sayısını unuttuğu kadar Kızıldeniz derinliklerinde dalışlar yaparak tropik denizlerin sualtı yaşamını konu eden filmler hazırladı.
Yedi engelli dalgıcın Kızıldeniz’deki sualtı gezisini sualtından görüntüleyerek ~ Dalmak Özgürlüktür ~ isimli belgeselin sualtı çekimlerini yaptı ve bu filmle birçok uluslararası ödül aldı.
Sualtı görüntülerini çektiği ve sualtı görüntü yönetmenliğini yaptığı, ~Sualtının Yıldızları~ isimli belgeselin hazırlanması sırasında Sipadan Adasında dünyada ilk kez doğal ortamda mavi benekli ahtapotun çiftleşme seramonisini videoya kaydetti.
Çeşitli TV dizilerinde sualtı görüntüleri kullanılmakta.
Başrollerini Tan Sağtürk ile Pelin Batu`nun paylaştığı ~İçerideki~ isimli 35mm çekilen uzun metrajlı filmde sualtı görüntü yönetmenliği yaptı...
Asıl mesleğiniz mimarlık... Sualtına olan ilginiz nasıl başladı?
Benim çocukluğum hep deniz kenarında geçti. Benim çocukluk dönemimde denizler çok canlıydı. Dalmaya lise yıllarından sonra başladım; bunun yanında uzun bir süre fotoğraf çektim. Fotoğraf merakı yavaş yavaş hareketli görüntüye, videoya dönüştü. Eşim de sualtını seven bir insan; ama sualtında küçük bir ekipman problemi yaşadı ve dalmayı bıraktı. Onu sualtına yeniden çekebilmek için videonun etkili olabileceğini düşündüm ve bir video kamera edindim; ama bu da bir işe yaramadı. Eşim hala dalmıyor; bu arada ben sualtında film çeker, belgesel yapar oldum. Yani bu girişim, benim işime yaradı... Sonuçta hareketli görüntülerin cazibesi ile videoya başlamış oldum; belgeselciliğe kadar geldim. Şimdi de sualtı belgeselleri, tanıtım filmleri, sualtında geçen reklam filmleri çeken Sualtıfilmyapım adında bir şirketim var.
İlk belgeseliniz hangisiydi ve bu fikir nasıl oluştu?
Bu iş, aslında yarışmalarla başladı. 1998 yılında ilk sualtı video kameramı aldım ve ertesi gün yapılacak bir sualtı yarışmasına gittim. Suya kamerayla ilk defa o yarışmada girdim ve yarışmanın jürisi beni ikincilik ile ödüllendirdi. Yani video kamerayı, ilk defa 1998 yılında sualtına indirmiş oldum. Bu yarışmadan sonraki günlerimi, daha önce yurtiçinde yapılmış olan yarışmaları ve yurtdışındaki yarışmalara katılma prosedürünü inceleyerek, araştırarak geçirdim. Bu konular hakkındaki bilgilere çok zor ulaştığımı itiraf etmek zorundayım. Bütün formaliteleri öğrenebilmek için epeyce bir mücadele verdim. Ama tanışıldıktan ve dost olduktan sonra bu bilgiler daha kolay paylaşıldı.
Sonraları Sualtı Araştırmaları Derneği bünyesinde SAD-SUFOVİB adında bir grup kurduk. Bu, sualtı araştırmaları derneğinin bir organizasyonudur. Sualtı foto video birimi. Bu grubu kurmaktaki amacımız birtakım şeyleri paylaşmakla birlikte sualtında yapılabilecekleri tartışmaktı. Bu grup çerçevesi içinde yurtiçi ve yurtdışı yarışmaların izlenmesi ve incelenmesi, Türkiye’de de bir şeyler yapıldığının uluslararası platformda duyurulması, bunların paylaşılması, gerekli bilgilerin iletilmesi şeklinde özetlenebilecek hedeflerimiz vardı. Şimdi, yurtdışındaki gelişmeleri insanlarla çok yoğun bir biçimde paylaşıyoruz. Daha sonra bu çalışmalarımı biraz daha ileriye görürerek önce İstanbul Üniversitesinde, Marmara Üniversitesinde kısa dersler vererek üniversite öğrencileriyle tanıştım. Dört yıldırda Maltepe Üniversitesinde Proğramlı olarak Öğretim Görevlisiyim ve hersene 12-15 öğrencinin sualtı görüntüleme konusunda akademik eğitim almasına çalışıyorum.
Artık sizin geçmişte yaşadığınız sıkıntılar yaşanmayacak...
Bu kesin... İlk çektiğim belgeseli sormuştunuz; ilk belgesel çekimim 1999 senesindedir. Amerikada açılan en büyük sualtı organ,izasyonu olan (DEMA’99) Türkiye adına bir stand açıldı. Türkiye karasularından bir video hazırlayıp oraya gönderdim. Bu, 40 dakika süren bir filmdi. Fuar boyunca gösterildi. Bu olaydan sonra pek çok e-mail aldım; Türkiye sularını böyle bilmiyorduk , nasıl dalarız diye soruyorlardı genellikle.
Peki, yurtdışında ne kadar tanınıyoruz ve dalış konusunda ülkemize olan talep ne durumdadır?
Tanınmışlığımız çok az; ama talep var. Ben, bu konuda uzman değilim; ama Türkiye karasuları dünyanın hiçbir yerinde olmayan antik batıkların en yoğun bulunduğu ve bu batıklara kolayca ulaşılabildiği sular. Ama bu bölgelerin çoğu dalışa yasaklanmış bölgeler. Bence, bu bölgelerdeki dalış yasağı kalkarsa ve oralara turist çekebilirsek sualtı turizmimizi inanılmaz ölçüde canlandırabiliriz. Sularımız çok canlı ve renkli değil; ama özellikle antik batıklar ve Çanakkale’deki tarihi batıklar açısından son derece zengin. Dünyada sualtıyla ilgilenen insanların çoğu; artık balık kuyruğu seyretmekten bıkmış durumda.
Belgesellerinizi hazırlarken karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
Ben, çok büyük sıkıntılar yaşadım hala da yaşıyorum. Elimdeki ham görüntülerin eksiksiz bir film haline getirilebilmesi için uygun bir yerle çalışamadım. En son yaptığımız belgeseli profesyonel bir stüdyoda hazırladık. Bütün bunların dışında, hayatımı sürdürebilmek için kendi işimi yapmak zorundayım. Stüdyoda; ancak çalışma saatlerimden artan zamanlarda veya stüdyodakilerin de zamanı uygunsa çalışabiliyorum. Uzaktan tarif ederek yapılan filmler hiçbir zaman benim bakış açımı tam olarak yansıtan belgeseller olmuyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de, özellikle canlı belgeseliyle ilgili bir eğitim yok. Bunun örnekleri de yok. Dolayısıyla, yapılan çalışmalardan hiçbiri benim istediğim sonuca varamadı. Sonunda kendi stüdyomu kurdum. Evimdeki çalışma odam bu tür işleri yapan insanların stüdyolarındaki cihazlara sahip bir stüdyo haline geldi. Ama bu da hem süreyi uzatıyor hem zaman kaybına neden oluyor. Bu konularda destek çok önemli. Ben, bu desteği şimdiye kadar ciddi anlamda göremedim. Özellikle film montajı konusunda destek alabilsem ve sadece yönetmenlik yapsam çok daha seri bir biçimde, çok daha iyi işler yapabilirim diye düşünüyorum. Ama ben ışıkçılığından editörlüğüne, montajcılığından kameramanlığına kadar her işi yapmak zorunda kalıyorum. Bir de bütün bunların yanında, bu işleri gerçekleştirebilmek için şirketimi idare edip hayatımı kazanmak zorundayım.
Belgeselleriniz içinde en zevk alarak yaptığınız ve tadı hala damağınızda kalanı hangisi?
Kronolojik bir sıralama yaptığımda son yaptığım belgesel en güzel olanı diyebilirim. Makro çekim teknikleri üzerinde çok çalıştım ve şu anda gözle bile kolaylıkla görülemeyen boyutlardaki canlıların yaşamlarını kaydettim. Sırf bu amaçla birçok Malezya seyahati yaptım ve makro dünyaya girdim. 1 cm’lik bir canlının gözünü tam ekran gösterebiliyorum. Bu, benim en sevdiğim ve üzerine titrediğim çalışmam.
Çalışmalarınızda sponsor kullanıyor musunuz? Sponsorluk çalışmalarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Sponsorluk konusu bir kangren. Benim amacım daha iyi ekipmanlarla daha iyi şeyler ortaya koyabilmek. Benim bir yaşam standardım var ve ona göre yaşıyorum. Ama sualtıyla ilgili daha fazla yatırıma ve paraya ihtiyacım var; bu bağlamda sponsorluk çok önemli. Bu konuda gereken desteği görebilirsem, çok daha iyi çalışmalar yapabilecek ve uluslar arası alanda ülkemizi çok daha iyi ürünlerle temsil edebileceğim.
Sualtına gönül verenlere neler söylemek istersiniz? Nereden başlamalarını önerirsiniz?
Bir amaç belirlemek lazım. Ben hedefler koyuyorum. O hedefi yakalamak için ne yapmam gerekir, nerede ve hangi ekipmanla dalmalıyım diye düşünüyorum. Sualtıyla ilgilenenler bir yerden başlamalı ve adım adım ilerlemeliler. Profesyonel bir çalışma düşünürlerse profesyonel ekipmanlar ve ekiplerle çalışmaları şarttır.
Teknolojiyle aranız nasıl? Çalışmalarınızda teknolojiden ne ölçüde faydalanıyorsunuz?
Teknolojiyi günü gününe takip etmek imkansız benim için. Ancak aldığım her ekipman daha elime geçmeden çıkan bir üst modelin gölgesinde kalıyor. Yinede günümüzde başarılı olabilmek için arayı hiç açmamak gerekiyor.
Gelişen teknolojinin hayatımızı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Gelişen teknoloji okadar hızlı ilerliyor ki ona yetişmek için zamanım kalmıyor.
“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Eğer bu sualtı uğraşımla ilgili bir soru ise senelerdir dilimden düşmeyen bir şey var… Şu sualtı giysilerini giymek ve çıkarmak o kadar zor ki… Hele dalıştan çıkığınız yorgunlukla. Hani bir düğmeye basarak bu halledilse bir elli sene daha dalmak için varım derim.
Eklemek istedikleriniz?
Probil ailesine farklı bir pencere açabilmenin neşesi içindeyim, çok teşekkür ederim.
Bengiz Özdereli
www.bengizozdereli.com
bengiz@sualtifilm.com
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz...