Yazarlık, sunuculuk, köşe yazarlığı, kozmetoloji ve sahne - sinema sanatları eğitimi. Reklam filmlerinde oyunculuk, haber spikerliği ve TV programı yaptığı dönemlere ait 50’yi aşkın ödülü olan bir medya çalışanı. Ayrıca Türkçe’yi en iyi kullanan spiker ödülüne layık görüldü. On parmağında on marifeti bulunan Ayşenur Yazıcı ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdik.
Kitap yazarlığı, köşe yazarlığı, şarkı sözü yazarlığı, müzik, şair olmak, haber sunmak, tv programı hazırlamak ve sunmak, dizi oyunculuğu, kozmetoloji eğitimi, reklâm… Tüm bu çalışma temposu içerisinde en keyif aldığınız ve sizi tekrar hayata karşı güdümleyen iş hangisi?
Bunların hepsini aynı anda yapmıyorum tabii! Bunlar 50 yıl içine yayılmış işler. Kozmetoloji ve sahne eğitimini aldığım için TRT den başlayan 25 yıllık bir süreçte televizyonda çalıştım. Doğal ! Ama haber içinde ruhumu insan adına daraltan her olay olduğunda, bu zehri akıtmam, ya şiire ya müziğe dökmem gerektiğini fark ettim. Dizide de oynamak eğlenceliydi ve tam bana uyan bir karakterdi. Rol yapmama gerek yoktu. Ama en sevdiğim iş insan ruhuna dokunmak! Bunu kitaplarımla da iyi yaptığıma inanıyorum Tv den de gayet iyi anlaşıldığıma inanıyorum.
Türk Dil Kurumu tarafından, Türkçe’yi en iyi kullanan spiker ödülüne layık görüldünüz. Sonrasında bu ödülü hiç sorguladığınız oldu mu? Anadilini iyi konuşuyor olmak ödüllendirilir bir durum mu olmalı?
Ödülümle gurur duyuyorum. İyiler her zaman kazanır sözüyle yola çıkmanın en anlamlı ödülü bu. Bir Türk’ün en iyi Türkçe konuşan olmasına ödül verilmesini Türk Dil Kurumu’nun Dolmabahçe’de yaptığı forumda da dile getirdim. Garip bir utanma/sevinme karışımı hisle aldım ödülümü.
Gururlandım sevindim, çünkü öz dilimi kirletmeden yazmak ve konuşmak meşru yanlışların gırla gittiği bir toplum içinde gerçekten emek istiyor. Ama bir yandan da düşününce, çürümeden, dilimi düzgün tutmaya gayret ederek yaşamak zaten benim doğal görevim.
TDK’ nın insanlara şevk vermek, alkışlanacak bir tutum içinde olmalarını teşvik etmek için böyle bir ödül sunması da çok akıllıca ve gayretlendirici bir hareket. Kaldı ki sorunuzun cevabını aslında şu anki durumu yorumlayarak da alabiliriz.
Peki, Türkçenin doğru kullanımının şimdiki ve gelecekti durumu hakkındaki yorumunuzu alabilir miyiz?
Düşünsenize, ana haber sunucumuz bildirge demek yerine “deklarasyon” diyor. (Çünkü böyle daha kültürlü görüneceğini sanıyor.) Başlamak yerine “start almak” diyen, tasarım yerine “dizayn” diyen, ölçüt yerine “kriter”i kullanan bir medya ile kulağı ve gözü beslenen halk ne yapıyor? Aynısını sözlüğüne zaman içinde kaydedip asıl kelimeyi çöpe atıyor. Dil yaşayan bir şeydir. Güvenlik görevlilerin omuzlarında security yazıyor bu ülkede! Alış veriş merkezlerinin adı “center”.
Gören de sanacak ki burada Türk’ten çok Amerikalı yaşıyor…
Baksanıza kanallarımızın adı bile yabancı dilde ne yazık ki.
Bir yandan iyi bir evlat, iyi bir anne, bir yandan yoğun bir tempoda koşturan bir iş kadını olmak ve tüm bu süreçleri sanatçı duygusallığı ile göğüslemek, hayata bu şekilde dahil olmak yorucu oluyor mu? Ayşenur Yazıcı’yı siz bir cümle de tanıtmak isteniz ne dersiniz?
Olmaz olur mu? Günde 14 saat haftada 6 gün çalışan ve gece saat 2 de eve giren anneden ne hayır gelir? Bayramlarda çalış, yılbaşında çalış, çocuğun ameliyat olsun çalış, yaz tatili geçsin çalış. Bir yerde beden ve zihin dur diyor. Dur öleceksin. Coşkumdan kalp spazmı ve felç geçirmedim ben… İyi bir anne ve iyi bir iş kadını olmak ne mümkün? Birinden biri eksik kalıyor hep.
Ha diyeceksiniz ki sen de o kadar çalışmasaydın. Bu sizin seçiminiz değil ki! Haber denilen şey, ruhunuzu, insana olan inancınızı, âdemoğlunun nankörlüğüne olan korkularınızı katlayan, yoran bir ömür törpüsü.
Bedeli ağır bir yorgunluk. Ödülü yok.
Bunların sonucunda kendimi tanımlayan cümle bulamıyorum. “Keşke”m yok. Oğlumun çocukluğunu rızk peşinde koşarken ıskalamış olmaktan başka…
Bunca uğraşı ve başarının arasında ulaşmak istediğiniz bir hedef var mı? En büyük hayaliniz nedir?
Tesadüfe bağlı başarı yoktur Başarı emektir. Hayalim var tabii. Öyle şatolar, çiftlikler cipler yok içinde. Oğluma üç beş kuruş bir şeyler bırakabilmek ve sadece huzura olan bir özlem... Romanlarım 3 dile çevrildi. Yayınevleriyle görüşülüyor. Ülkemde gazetede bir köşem yok ama uluslararası yazar olmak bana çok büyük bir itici güç olacak. Değer verildiğimi hissetmem gerek ki enerjimi diri tutabileyim. Çalışmanın ödülünü, saygıdeğer olmak olarak almak yetmiyor bu düzende. Yaşama ve iyi insanların var olduğuna olan inancımı renklendirmek için buna ihtiyacım var. Çünkü o kadar gaddar ve bencil, bir o kadar da paradan başka zenginliği olmayan insanlarla doldu ki her yer.
Şu dünyanın haline bakın. Üç ülkeden biri savaşta… Çocuk askerler, nükleer enerjinin cahil ellerde barınması, suyun kıtlaşması, yoksullukla zenginlik arasındaki uçurumun inanılmaz boyuta gelmesi. İşsizler ordusu, gençliğin hayalleri olmayan gelecekleri.
Hayalimi daha derin tutmaya bile korkar oldum.
Hani bir köy evinde bahçem, ördeklerim, ektiğim biberler… Yandan geçen derenin sesiyle uyanmak, kümesten yumurtaları toplamak ve torunlarıma kahvaltıyı verip, romanımı yazmaya devam etmek için taş duvarın yanındaki masaya oturmak…
Gelişen teknolojinin hayatımızı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Medeniyet hayatı kolaylaştırırken insanlığımızı yok ediyor ve bencilliğimizi körüklüyor. Tıpkı medenileştikçe gittikçe yalnız kalışımız gibi.
Bunu son kitabım “Sensin Mağara Adamı”nda ciddi ciddi soyal ve psikolojik hicivle anlatmaya çalıştım.
Size göre son yüzyılın en önemli icadı nedir?
Suçla mücadelede devrim yaratan DNA kullanarak kimlik belirleme ve Manyetik Rezonans bence en iyi son icatlar. Ama 15 yıl önce kütüphanede saatler geçirip, yazılarımı daktiloyla yazıp gazeteye faksladığımı hatırladığımda, en iyi icat internet diyesim geliyor.
“Keşke ..... icat edilseydi de hayatımızı kolaylaştırsaydı” dediğiniz bir şey var mı?
Bu son soruya Ekmek Arası Hayat adlı kitabımdan bir bölüm eklesem de cevap versem?
• Yemek yemeğe vakit bulamayanlar için, tavuk, çorba, patates kızartması, Kemalpaşa tatlısı tadında, mide şişiren cinsten mini çubuklar.
• Kaybolma riski olmayan, cilt altına monte edilen metal “nüfuz cüzdanı” plaketi.
• Çocukların okul servislerinde perişan olmalarını önlemek için, evden okula, okuldan eve ışınlama aleti.
• Boşanma-evlenme bürokrasisini yok etmek için, denetleyiciden geçirilince işlem yapan, kredi kartı şeklinde “medeni hâl işlem” kartı.
• Bir gecede ezberlenmesi gereken kitabı beyne nakşeden elektronik başlık!
• Doğumda yapılan ve “yalan söyleyen insanların” gözlerinin renginin değişmesini sağlayan aşı.
• Ehliyet vermeden önce, kişinin canavar ruhlu olup olmadığını belirleyen detektör.
• Bir gecede 20 yaş gençleştiren krem.
• Bir tek drajenin alınmasıyla 6 saatlik uyku yerine geçen hap.
• Dişlere bir kez sürüldüğünde ömür boyu çürümeyi önleyen madde!
Başka derdiniz..?
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz...